kalem oynatan ile ayı oynatanın buluştuğu yer...

23/5/2008 - SİMGELER ORMANI

burada da tezahür etmekteyim:  http://efilnikcufecin.blogspot.com/

 

- Postacı olmak ilginç bir şey mi?

- Bana göre her şey ilginç.

0:45:42  Izgnanie (Sürgün) Yön: A. Zvyagintsev

 

Izgnanie

 

Gerçekten kitapsız kalmıştım. Bulduğu izmaritleri içen tiryakiler gibi, tezgahta 1 Ytl’lik ne varsa alıp okuyordum. Genelde elime bile almayacağım şeylerdi ama o anlarda Borges gibiydiler. 3 gündür açtım ve cebimde son bir teklik vardı. Simit mi almalıydım yoksa bir kitap daha mı? Kitabı seçtim, okurken bayılmışım.......

 

Çağrıldığı karanlık kuyulara yaklaşmıştı. Sesler hala kederli, acılı ve bir an önce ulaşmasını ister türdendi. Kuyulardan birinin kenarına iyice yaklaşıp kulak kabarttı. Hala çağırılıyordu ve sebebini bilmeden/düşünmeden –tuhaftı bu- şu ana kadar yürüyüşünü sürdürmüştü. Karanlık, sesin dipsiz etkisi yapan derin kuyuya atlamalı mıydı? Düşünmeden atlamalıydı belki de. Atladı da, sevgili okur. Onu çağıran senin sesindi biliyorsun. Olmasını istediğin, kahramanlardan alınan öçe ortak olarak keyiflendiğin anlardan biriydi işte. Ahlakdışı hazların salınıp durduğu, ağırlaşmış havanın yaşamı ve canlılığı diz seviyesine çektiği bu uzay-zaman diliminde, kuyuya çok önceleri atılmış/ittirilmiş, kokmuş cesetlerin arasında keyifle yatıp dolunayı seyretmenin keyfine de diyecek yoktu belki, senin adına.

 

Üstteki paragrafta yer alan kuyulardan birini ateşe veren genç adam, ateşe yaklaşıp keyifle bir Uzun 2000 yakıyor. Taş toplamaya çıkmış bir astronot o an, çarpışıyor annesine çiçek toplamaya çıkmış bir kızla. Kavgaya tutuşuyorlar. Uzun 2000 içen adam keyifle kavgayı seyrediyor. Dövüşe dövüşe alevli kuyuya kadar yaklaşıyorlar, birbirlerini çekip kuyuya düşüveriyorlar. Et kokusu rahatsız ediyor genç adamı. Söylenerek uzaklaşıyor, sigarasını keyifle tüttürebileceği nezih ve aydınlık bir ortama doğru.

 

İlk paragrafta aç karnına kitap okurken bayılan genç adam, tam da bu satırları okurken kendinden geçmişti. Yazının bittiği yere kadar gelip bayılmıştı. Bu satırları okurken ne kadar da şaşırmıştır değil mi? İlk paragrafı bu öykünün üstüne not aldığını/kendi kurşun kalemi ile yazdığını fark etmiş olmalısın okuyucu. Yazı daha bitmediğine göre buraları da okudu. Şaşkınlığı daha da büyümüştür değil mi o an? Ama o an diyoruz, O okurken o an gerçekleşen, şimdiki zaman kullanmamız gerekmez miydi? Bence buralara kadar dayanamamıştır. Ortalarda bir yerlerde bayılmıştır. Kati olarak eminiz ki, yazının sonuna kadar okumuş, öyle bayılmış. O zaman O’na buradan bir mesaj verelim mi? ‘’Hemen kitabı bırak, bir şeyler ye, yoksa bayılacaksın’’

 

Kendime geldim. Bayılacağımı anlamış, bunu da yazmıştım. Biri bana bir simit uzattı, şimdi iyiyim. Burada, beynimin içinde kendimleyim. Algılarımı, bilinçaltımı sıkı sıkıya kapadım. Dışarıdan gelecek müdahalelere karşı hazırlıklıyım da. Bayılmadan önce okuduğum öyküyü hatırlıyorum: Beynime girmeye çalışıyorlardı. Olağandışı hiçbir şey yok. Aynı bankta oturmaktayım ve mutluyum. Genel geçer bir mutluluk bu. Son okuduğum metin gerçekten de çok berbattı. Anlamaya çabalarken fazla enerji harcamış olmam bayılmamı hızlandırdı sanırım. Canı cehenneme bu ucuz, boktan metinlerin. Kimse okumadığından beş para etmiyorlar! Para verdim ama ve okuyacak başka bir şey de yok elimde.

 

Bütün ağır metinler aslında kendilerini tekrar ederler. Gramerine el koyulmuş dillerin bir kaçış yoludur bu. Sanal labirentlere girip izini kaybettirmek. Bedavaya elde edilmiş metinler üzerimizde bir basitlik etkisi yaratır, tuzaktır bu. Zenginler bertaraf edilir önce. Sonra teker teker diğerleri. En sonunda saf okuyucu kalır elimizde. Hak ettiğini alır. Şu an okumakta olduğun metin onlardan biri değil. Sabır, acı, fedakârlık kapılarını geçtikten sonra şaşırmaman için yazılmış, değersiz bir kılavuz.

 

Tepeye aydınlıkta çıktı, inerken hava kararmıştı. Tersini yapmayı yeğlerdi. Tepeye vardığında gün dönmek üzereydi. Frekans eğrisi gibi, birazcık bile dursa sistemi altüst edebilirdi. Bu satırlar, O’nun orada olma isteğini kuvvetlendiriyor hatta o isteği oluşturuyor. Kendini kelimelere bu kadar kaptırması hiçte iyi bir şey değil, değil mi? Okuyucu ile yazar arasında bu şekilde kalması/ezilmesi haksızlık. Ama bizim bu haksızlığı umursadığımız yok elbet. İşimizi yapıyoruz ve O’nu da kullanıyoruz. Bütün mesele bu. O veya başkası, fark etmez. Simidin güçlendirici etkisi. Against Widow – Amorphis-  bilinçli veya bilinçsiz yapılan yazım hataları. Bütün bir kurguyu bozabilir mi? Kötü yazmak ve iştahla devam etmek. Size birisi dur demeli artık. Hala okuyor. Simidin irkiltici etkisi. Melancholy – Cemetery Of Scream- 1 YTL için yeterince okudun, bundan sonrası bedava. Ama bu durumda her şeye hazırlıklı olmalısın zavallı dostum. Hayatının son iki gününü karanlıkta, bilinçaltının kapanmış yaralarını kırbaçlamakla geçireceksin. Bir büyüğümüzün heykeli önünde kendine geldiğinde, üstünde başka birilerinin giysileri olacak. Sana göre daha küçük birinin, üstünde komik duracak belki ama o an o kadar zavallı görüneceksin ki, bu komikliğin –inan bana- kimseyi güldürmeyecek. Ve öleceksin. Simidin çıldırtıcı etkisi. Madhouse – Anthrax-

 

İki paragraf arasına astığım hamak. Güzel kabuslar görüp, dinlenmiş olarak kalkman için birebir. Hep aynı, yaşlı, korkunç kadını görüyor. Uyandığında -rüyasında uyandığında --rüya içinde rüya-- bir ağaç dibine oturmuş seni izliyor- Sonra yine dalıyorsun. Uzun bir yolculuktasın, geçmen gereken yolun uzağında seni bekliyor. Gitmeyi istediğin, düşlediğin yerlere çoktan varmış, seni bekliyor. Uyanıyorsun, aynı ağaç dibinde sana bakıyor. Niye korkuyorsun ki? Sana -bedenine- zarar veremez biliyorsun. Ama elle tutulamayan bütün güzellikleri senin için tatmış ve kurutmuş. Emin misin, bir kurtarıcıdır belki de. 15:51- 30.05.2008 . Beyninde bir hücre daha öldü, senin için topluyor. Kolundaki hasır sepetin içinde bütün ölü hücrelerin, kıpkızıl elmaların arasında. O'na asla yetişemezsin, biliyorsun. Herşeyi senin için, senden önce topluyor. Üzülmene, çökmene kıyamaz biliyorsun; mutlu olmana da. Bu yüzden hep senden önce orada. O hasır sepet senin için. Artık biliyorsun...

 

Flesh And The Power It Holds - DEATH

 

Yazılarıma geri dön. Word'un kılavuzluğu buraya kadardı. El sıkışıp ayrıldık. Artık noktadan sonraki ilk büyük harfler için 'caps lock'a basma ihtiyacı var. 'Caps Lock'a her bastığımda seni hatırlayacağım Word. Yola katırlarla devam ediyorum. Society - Eddie Wedder- (Into The Wild, soundtrack) Bensiz başının çaresine bakabilecek misin 'toplum' ? Eksikliğimi hissedecek misin? ''Sen varsan bir fazlayız'' mı diyorsun? Simidin kendinden geçirici etkisi. Haşhaş katkılı.

 

Yazar saçmala hakkını fazlasıyla kullanmış. Artık gitmem gerekiyor. Gülden Geçer Gönlüm -Düş Sokağı Sakinleri-

 


 

Yırtık ayakkabılı kız çocuğu bedenini delik deşik etmiş mutfaktan gizlice aldığı bıçakla, bir gece vakti süzülmüş para babasının yatağına. Dalağını eline verip çıkmış geldiği gibi gizlice. Çamura basa basa, yırtık ayakkabılarından çoraplarına sıza sıza koşmuş. Kan sıçramış yüzüne, ama yağmur sökmüş almış, üstünde bırakmamış.

 

Child İn Time – Deep Purple


 

    Ölmüştü. Sonsuza dek mi? Kim bilir? Şüphesiz, dinsel inançlar kadar ispritizma deneyleri de, ruhun ölümden sonra yaşamaya devam ettiğine dair kanıt gösteremiyor. Söyleyebileceğimiz tek şeyin, sanki bu hayata, önceki bir hayatta yüklenilmiş görevlerle adım atmışız gibi olup bittiği, yeryüzündeki yaşama koşullarımızda, iyilik yapmayı, incelikli, hatta terbiyeli davranmayı görev bilmemiz için hiçbir neden yok; aynı şekilde, ateist sanatçının örneğin ancak adının Vermeer olduğu bilinen, tanınmamaya mahkum bir sanatçının onca ustalık ve incelikle yaptığı o sarı duvar parçası gibi bir ayrıntıyı, ne kadar hayranlık uyandıracağı, kurtlar tarafından kemirilmiş bedeni açısından hiçbir önem taşımayacak olan bir ayrıntıyı yirmi kere baştan ele almayı görev sayması için de bir sebep yok. Şimdiki hayatta yaptırımı olmayan bütün bu görevler, iyilik, titizlik, fedakarlık temelleri üzerine kurulmuş, bizim dünyamızdan tamamen farklı, başka bir aleme aitmiş gibi görünmekte; belki de içinden çıkıp dünyamıza ayak bastığımız o aleme geri döneceğiz ve yeniden, kimin eseri olduğunu bilmeden, öyle öğretildiği için itaat ettiğimiz o bilinmez yasaların, her türlü derin zihinsel çalışmanın bizi yaklaştırdığı, sadece aptallar için –o da belki- görünmez olan yasaların hakimiyeti altında yaşayacağız...”

 

Kayıp Zamanın İzinde / Mahpus  -  Marcel Proust

 

Marcel Proust, ölüm yatağında...

Marcel Proust, ölüm yatağında...

Yorum yaz!

2009-04-14 21:02:11 - “zindan masallari” esliginde panoptikon sanrilari

Yazan: dilsizmutercim
isin ilginci yaziyi tipki tasvir ettiginiz gibi acliktan bayilmak uzere bir halde okudum. Yer yer eskiden okudugum kisimlari animsadim tamamini hatirlayamamam acliktan mi sizin yaptiginiz degisikliklerden mi tam kesitremedim. ve simit olmasa da ocakta hazir bulunan corba yerine okumaya devam etmeyi tercih ettim. arada gozlerim karariyor ama aslinda insanin aligisiyla oynayan garip virajlara ve bilinc sicramalarina sahip uzun olmasina ragmen hayli akici bu yazi icin boylesi bir hal hic de fena sayilmaz. bir onceki sekuler hikayelere de iz birakma firsatim daha once olmadi burdan da mefta olmus sanirim ama pcye almistim, belki sonra... diger mekaniniza da yine ugradim, yalniz alismisim karanlik icinde goz kirpan cumlelere yarasa gibi hissettim kendimi aydinlik sayfada:) alan moore ustadin v for vendetta sindaki suni hapishane sahnesinde hucreler arasinda bir yazisma yapiliyordu ufak bir delikten. ben de burda oyle hissediyorum kendimi bazen:) into the wild ve eddie vedder e burda rastlamak da cok hos. Uzaklar, ne kadar uzaga da gitsek filmin ismini bile gorunce kanina cakillar karistiriyor insanin.

bisey daha, normalde siddet icerikli metin ve kurgularla pek aram yoktur ama sizin yazilarinizda her ne kadar kanli bicakli tasvirler olsa da bu tur kurgular nedense benim icin; god father deki o hayli garaip yatakta kesili at basi sahnesinin otesinde bir siddeti hissettirmiyor:) olmadik yerde karsiniza cikiyor ama sanki can yakmiyor pek fazla. iyi de oluyor... bilincimiz soyle bir irkilip ustunu basini yokluyor acaba nerden yara aldim deyu ama sonradan biraz rahatliyoruz o adam gibi.

-İki paragraf arasına astığım hamak. Güzel kabuslar görüp, dinlenmiş olarak kalkman için birebir.-
Gariptir sanirim aciklamaya calistigim sebeplerden dolyi bu cumlenizin saglamasi dogru cikiyor uzerimde. Elle tutulamayan bütün güzellikler kurudukca tatlanir mi bilemem ama saglam bir siirin dilimiz uzerine kondurup biraktigi keskin bir portakal imgesi kadar kuvvetle onlari daha da derinden tatmaniza duaciyim. Selam ve kardeslikle...

****************************************************************************
Yorumunuza sağlık. Bir pusula gibi yön gösteriyorsunuz bana. Kimse okumasa yine de yazardım ama varlığınız yazarken içimde yer yer parlayan coşkuyu körükleyip anlamlı kılıyor. Uzun öyküler yazmayı/yazabilmeyi planlıyorum, bakalım.. (Ayrıca kısmetse bir film işi var ama bakalım bakalım olabilecek mi?)

Düzenleyen tursusuyu gün: 17/4/2009 saat: 13:30
Bağlantı

2008-05-28 21:54:03 - best

Yazan: apaçi payi
abi senden okuduğum en güzel, acaip şey... Algılarımla oynadın valla. Helal..
Bayılan genç serisinin devamını talep ediyorum..

----------------------------------------------------------------------------------
sağolasın, bana da acaip geldi.. algılarla oynamak istemezdim, bilseydim bir uyarı yapardım, ''algılarınızın ayarı ile oynamayın'' diye, heh he.. en güzeli diyosun, ben de kendimi gittikçe geliştiriyorum sanki.. tamamını getirebilir miyim bilmiyorum, her şeyi bok etmeyelim sonra? - ya da ne önemi var, Bukowski tarzı takılalım-

Düzenleyen tursusuyu gün: 29/5/2008 saat: 14:42
Bağlantı

2008-05-28 20:40:03 - Proust ve Montesquieu üzerine

Yazan: goddess artemis
Proust'un 1913 ile 1927 yılları arasında yazıp yayımladığı "À la Recherche du Temps Perdu" serisinin tamamını [ki toplamda 7 eserdir: Du Côté de Chez Swann; À L'Ombre des Jeunes Filles en Fleurs; Le Côté de Guermantes; Sodome et Gomorrhe; La Prisonnière; La Fugitive; Le Temps Retrouvé] mecburiyetten Fransızca orijinalinden okumam ve bunlar üzerine sınavlara girmem, Fransızca'dan temelli tiksinmeme neden olmuştur.

Keza, Montesquieu hakkında da aynı olumsuz fikir ve duygulara sahibim. Örneğin, Lettres Persanes'ın oryantalistliği bir tarafa, Livre de Poche versiyonunu okumak bile ciddi bir sabır işidir ve insana darallar getirir.

--------------------------------------------------------------------------------------------------

bu kadarı gerçekten beni aşar.. aldığınız eğitime gıbta ettim.. evet, Proust'un bu eserinin bu kadar geniş olduğunu biliyorum.. okumanın ciddi bir uğraş ve donanım gerektirdiği de ortada.. ben bunlara sahip olamadığımdan okuyamadım, bu bir eksikliktir belki de.. ama felsefe eğitimi alması, çok şahane tespitler yapması bu eseri, ellerim titrese de alıp okumaya çalışma güdüleri oluşturuyor üzerimde..
siz bir de fransızca orjinalinden okumuşsunuz ki, bana karşınızda saygıyla eğilmek düşer gerçekten..

Düzenleyen tursusuyu gün: 29/5/2008 saat: 14:39
Bağlantı

2008-05-28 17:09:15 - Teşekkür yorumu

Yazan: goddess artemis
Bloğumdaki son yazıya bıraktığınız yoruma teşekkür etmek ve size verdiğim yanıta göz atmanızı istemek için bu yorumu bırakıyorum. Size ait herhangi bir mail adresi göremediğim için bu yoldan iletişim kurmak zorunda kaldım.

Yorumunuza verdiğim yanıttan da anlayabileceğiniz üzere, esasen yazdıklarımdan, aldığım rating'den ya da yorumlardan hoşnut değilim. Çünkü asıl tepki verilmesini beklediğim konularda yapayalnız olduğumu görüp, hayal kırıklığına uğruyorum. Bu milleti, hâlâ tanıyamamış olduğum için kendi kendime kızarak.

Her neyse, "teşekkürler Türkiye, her nerede yaşanıyor ve buna yaşamak diyorsan!" :-P

----------------------------------------------------------------------------------------------------
böyle olduğunu hissetmiştim çünkü ben de buna benzer bir durum içindeyim.. eminim siz de bunu hissettiniz..

Düzenleyen tursusuyu gün: 28/5/2008 saat: 20:29
Bağlantı

2008-05-26 19:12:45 - ...

Yazan: farmau
tekrar okuduğumda bir kez daha farkettim ki AYNI YOLLARDAN AMA FARKLI ŞEKİLLERDE YÜRÜYORUZ ...:)

----------------------------------------------------------------------------------
postacı yürüyüşü komiktir ve acelecidirler ve acımasızca yarışırlardır da... onun dışında her türlü yürüyüşe varım...

Düzenleyen tursusuyu gün: 27/5/2008 saat: 12:50
Bağlantı

2008-05-23 22:26:08 - 466739

Yazan: yoket8
bunun için bildiğin bir rehabilitasyon merkezi var mı?

-----------------------------------------------------------------------------
var, dağ kovuklarında,

Düzenleyen tursusuyu gün: 24/5/2008 saat: 01:34
Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Taş zemine atılmış kilimin üstünde uyumakta olan fakir, yarı-bilgenin ayağına takılır. Fakirin rüya alemindeki bütün camdan labirentleri tuz buz olur. Yarı-bilgenin de uyuşuk beynindeki bütün çıkmaz yollar silinir. Birbirlerine muhtaçtırlar artık. Kendileri için yaratıldığını düşündükleri suni evrende yürümeyi sürdürürler. Nereye kadar? Saçmalık uzar gider, tahammül edilemeyecek bir noktada yerini huzura bırakır.

Kategoriler

Arkadaşlarım

Blogcu Yardım
yoket8
dilsizmutercim
bilogger
jeshem
micheck