26/3/2008 - PARANOID PARK
Gözlerinizi bizden kaçırabilirsiniz ama yüreğinizi kaçıramazsınız.
Varlık nedenimizi ortadan kaldırmak için dernek kurduk.
- Esra Ceyhan'ın çöpünü ben ayıklıyorum abi. Kişisel eşyaları çadırımı süslüyor. Çok duygusal kadın. Ben çöplerini ayıklarken, camdan bakıp ağlıyor.
Katı Atık İşçileri/Toplayıcıları
http://www.katikdergi.org/

Boktan bir öyküyle pek yakında burada olacağım. Aynanın karşısına geçip prova yaptım; öyküyü kendime okudum. Aynadaki aksim burun kıvırdı, dinlememezlikten geldi. Kalktım sallanan sandalyemden bir kafa attım hissiyatsıza. Gözlerimi açtığımda bir eczanedeydim. Bütün kimyasallar üzerime gelmekteydi sanki, geçkin eczacı kadının eşliğinde. Bir şırınga çıkarttı tüm tatlılığıyla. Hızlı bir dönüşüm, kıllanan bir yüz ve yine Zeki abi. Alnımın çatısındaki çatlağa rağmen kendimde miydim..?

* Hayatımda çok daha umutsuzum, eskisinden çok daha şaşkınım. Ne biriktirdim? Hiç. Yıllarca boş verdim eksik yanlarıma, onlar yokmuşçasına yaşadım. Katlanmasını bildim. Yiğitlik miydi bu? Hayır, gerçek bir çaba göstermedim. Sonra, “acı veren tedirginlik” lerle karşılaşınca da, hemen bataklığa saplandım.
Uçurumdan kurtulmanın tek yolu ona bakmak, derinliğini ölçmek ve kendini o boşluğa bırakmaktır.
Sanatçı için dayanılmaz bir şey varsa, o da başlama duygusunu yitirmesidir.
C.PAVESE

Pavese
Sessiz devrim sanki bu blog.. Devrim çoktan yapılmış, tüfekler gömülmüş, ateşler yakılmış, tavşanlar kızarmış, şaraplar içilmiş sanki. Bu yalpalamalar devrim sonrası bozulmanın işaretleri sanki. Sanki bu kadar geç farkına varmışız devrimin; neredeyse ömrünü tamamlamaya yakınken tadına varmışız...
büyük maksim gorki (yenikapı tren istasyonu yanı)

''Artık zehirli iğneler var genç'' dedi. Döndüm baktım Zeki abi. Elinde bir masum şiringa bana gülümsüyor. Sarıldım ellerine saygıyla öptüm. O esnada batıvermiş elime şiringa. Bütün saygım sevgim birden yok oluverdi. Bütün öfkemle bir yumruk salladım, canım Zeki abime. Koyu sakalı kızıl kana bulandı bir anda. Düştüğü yerden elinde şırınga hışımla üstüme atıldı. (çekim ölçeği : omuz çekim, 360 derece dolly) birbirimize kederle baktık. Şiringa hangimize saplanmıştı?
BLOGUMUN ADINI TOM KOYDUM
Kılık değiştirip belediye itlaf masasından gelmişler,
Bloguma zehirli kıymalı ekmek vermişler,
Oyy canına yandığım, zehirli kıymalı ekmek oyy,
Silinsin istemişler yeryzünden oyy, yeryüzünden,
Blogumun gırtlağına bıçak dayayıp, oyy dayayıp,
Dayandım itlaf masasının kapısına oyy, kapısına,
Öyle olmaz oyy, dedim, böyle olur oyy,
O anda attı blogum içindeki zehiri oyy, zehiri oyy,
Bütün itlaf masası çalışanlarının üstüne oyyy,
Kıymalı zehirli ekmek oldu oyy, her yer oyy,
Bumerang gibi, gitti sahibini buldu oyy,
Buna benzer bir atasözü vardı, hatırlayamadım oyyy…
(bu şiir 6 saat içinde kendini yok edecektir.. Güngören Belediye Parkı 02.08.2008)
Dip not : 30 sene önce zehirli kıymalı ekmek verilerek öldürülen köpeğim Tom’a ithaf edilmiştir. Şimdi yaşasaydı 32 yaşında olacaktı..

Cemal Süreyya
Aritmetik İyi, Kuşlar Pekiyi
Cemal Süreyya’nın dar günleridir. Bir çocuk dergisinden iş teklifi alır. Çocuklara matematiği sevdirecek yazılar yazacaktır. Ama büyük şair o zamana dek çocuklarla ilgili herhangi bir çalışmada bulunmamıştır. Köşesine kendine has bir başlık koyar: ‘‘aritmetik iyi, kuşlar pekiyi’’ Çocukla ilgili yazarken aklını çocuk giysisine sokanlara benzemek istemez. Kendine has bir orta yol bulur. Ama çok sürmez bu dengeli ilişki. Dergi yönetimi rahatsızlık duymaya başlar gidişattan ve işine son verilir…
transandantal meditasyon esnasında icra gelince bütün büyüsü bozulan ortamı havalandırma ve yeniden yapılandırma adına iyi günler...
bu blog iyice yaşlandı, her an ötenazi isteyebilir.. karamba karambita, her an ötenazi isteyebilir.. (alında bellidir yiğidim, ötenazi isteyebilir -nakarat-)
birileri terk-i diyar etti blog alemini.. bu ''bozuk oyuncak'' hissi veren oyalayıcı blog aleminde bir avuç yetişkin çocuk kalakaldık bir başımıza..
ranzadan düşmüş plastik bebeğinin üstüne gazete kağıdı örttüm usulca kız kardeşimin..
http://www.youtube.com/watch?v=NzuTXSoIJWI&feature=related
(zeki demirkubuz - bekleme odası) güler misin, ağlar mısın?

Elephant (2003) Yön: Gus Van Sant
Lacost – Alligator – Timsah
Sahte Lacost tişörtüm üstümde, bataklıktayım. Timsahlara hava atmaktayım. Birinin başını okşamak için kolumu uzatıyorum, dirsekten kaptırıyorum. Kan kaybediyorum ama aldırmıyorum. Kanımın kokusu bataklık sineklerini çekiyor. Bütün korkularımdan arınmış bataklığa giriyorum. Kanlı bir hasır sepet süzülerek gelmekte bana doğru; içinde bir yaralı bebekle birlikte. Boynuma kadar batmadan önce sağlam kolumla bataklığın dışına fırlatmayı başarıyorum bebeği. Annesinin ağlamalarını duyuyorum, yaklaşmaktalar bataklığa. Gözlerimin izasında şimdi.
Kafamda bir sıcaklık uyanıyorum. Güneşlenirken uyuyakalmışım. Şezlongumda ters dönüp buzlu kokteylimden bir yudum alıyorum. Kendimi havuzun serin suyuna bırakıyorum. Bir plastik timsaha binmiş turist çocuk arkamdan yaklaşıp beni korkutuyor, gülüşüyoruz.
Sarmal yaylarla sarmalanmış döşeğimde bir ben, bir de iç sesim geceyi dinliyoruz. Bütün turistler 22:00 – 23:30 arası %50 ucuz içkiden sarhoş. Bir sigara yakıp yatağımda doğruluyorum. Cama doğru yürüyüp kederle açıyorum. 10 metre altımda, barda delicesine eğleniyorlar. Bir an burada bulunma amacımdan vazgeçip aralarına katılmak istiyorum. Kederim katlanıyor. Çantamı dolaptan çıkarıp usulca açıyorum: 4 tane el bombası.
Üçünü alıp camın önüne yürüyorum tekrar. Defalarca yaptığım tekrarlardan usanmış, aynı anda üçünün de pimini çekip boşluğa bırakıyorum. Sonucu görmeden dönüp son el bombasını da bir kırmızı kuşağın arasına koyup kuşağı alnıma doluyorum. Gözlerimi kapattığımda hayatım gözlerimin önünden geçiyor: Kanlı bir hasır sepette bebekliğim, bataklıkta seçemediğim birine doğru süzülüyor. Beni yakalamasına ramak kala pimi çekiveriyorum.
İçi boş üç el bombası, sabaha karşı oyuncak oluyor turist çocuklara...

Uzun, lacivert bir asfalt düşlüyorum. Bir otobüsün koltuğunda uyuklayan 'eski ben'i bana getiriyor düşlediğim yoldan. Yazın son akşamüstleri, bir bozkır tepeye uzanmış, ışıkları yeni yeni yanmaya başlayan derme çatma evleri seyrediyorum. Küçük bir kız çocuğu yemeğini yeni yemiş, elinde bir bardak çay ile bana doğru geliyor. Ağlamaya başlıyorum. Hıçkıra hıçkıra.
Bütün okunmuş cümlelerim, belleklerin çorak zeminine düşmüş çürümüş yapraklar gibi yatmakta. Bir tazelenme hissi ve tekrar yeşillenmeleri adına belleklerin çorak zeminlerinin ve üstündekilerin, tekrar üstünden geçiyorum cümlelerimin.

Belediye otobüsünün kalkmasını bekliyoruz. Hava sıcak, yorgun, aç ve kalabalığız. Sanki Gettolara yerleştirilmeyi bekleyen yahudileriz. Birazdan iki nazi askeri gelecek, keyif için birkaçımızı kurşuna dizecekler ve kalanlarımız hayatta kalma savaşı vermeye devam edecek.
Otobüse biniyoruz nihayet. Yanımda bir yankesici, bir cüzdan araklamaya çalışmakta. ''Burada daha değerli bir şey var dostum'' diyorum, sırt çantamı göstererek ve ekliyorum: ''seyreltilmiş uranyum.''

Ağır atlar zamanı. Kurşun gibi ağır atlar fili alır. Sucukçu vezir bu anı kollamaktadır. Bekletmeden alır ağır siyah atı ve keser sur dibinde. Ağır siyah atın ağır kokulu kanı sıvar sur duvarlarını. Tuhaf bir coşku yayılır bütün bünyelere, şölen ateşi yakılır. Kör bıçaklı kasaplar gözleri bağlı olduğu halde, birbirlerini yaralamaya çalışır kahkahalar eşliğinde. Deliliğin sınırlarını aştın mı tadından yenmez olur hayat. Tadından yenmez.
Bu son dostum. Artık eve dönme vakti, Cennete. Babamızın kovulduğu yere. Bizi kapıda boyunlarında çiçeklerle yerli kızlar karşılayacak. Vurduğumuz adamların kızları. Her birimizin boynuna çiçekler takacaklar. Ve biz yanlış kapıda olduğumuzu anladığımızda, boyunlarımızdakinin dikenli tel olduğunu da anlayacağız.
Bir tavşan öldürdüm, kızıl bir tavşan. Son nefesini verirken yetiştim, eğildim dudaklarına fısıltısını dinledim: ''Tam da komünizmi getirmek üzereydim...''
********************************************************************

Last Days (2005) Yön: Gus Van Sant (Haneke'nin Amerikadaki yansıması)
Endless pain. Cehennemde iletişimin saç ayaklarından biri, acı. Diğeri pişmanlık ve sonuncusu...........?
.jpg)
HAFIZA: Tasavvur edilen şeyler doğru olsun. Bütün herkes inansın. Bütün herkes tutkularına gülsün. Çünkü, tutku dedikleri şey ruhsal bir enerji değil, sadece ruh ve dış dünya arasında bir ihtilaf. Ve ilk olarak kendilerine inanmalarına izin verin. Onların çocuklar gibi çaresiz kalmasına izin ver. Çünkü zayıflık harika bir şeydir ve güç hiçbir şey değildir. Bir insan yeni doğduğunda zayıf ve esnektir. Öldüğü zamansa, kaskatı ve duygusuzdur. Bir ağaç büyürken körpe ve yumuşaktır. Ama kuru ve sert hale geldiğinde ölüp gider. Sertlik ve güç, ölümün arkadaşlarıdır. Esneklik ve zayıflık varoluşun tazeliğinin ifadeleridir. Kendini sertleştiren hiçbir şey kazanmayı başaramaz. (STALKER'dan)

|