kalem oynatan ile ayı oynatanın buluştuğu yer...

15/4/2008 - ORADA OLMAYAN ADAM

 

- buradan mikrofonlarımıza ne söylemek istersiniz?

- bütün dünya mikrofonları, birleşin!

 

 

Hasta köpek. Önünde ölü balık. Yemiyor. Noktalar kısıtlıyor davranışlarını. Hastalık bütün yaşam pınarlarını kurutmuş. Evrene sürgün edilmiş köpek, özlem duydu hep geldiği yere. Tanımlayamasa da sahiplerine. Hiç sahibi olsun istemedi. Uzun süre olmadı da. Bebek sahilinde köpek. Hasta, yorgun ve yaşlı. Önünde ölü balık. Yemiyor. Canlı olmak kısıtlıyor davranışlarını. Canlıya özgü davranışlar onlar oysa.


 

Bankta sakallı adam. Köpeğe bakıp bunları düşünüyor. Oysa bebek parkını hiç görmemiş bile. Ne kadar da çok ‘oysa’ kullanmış. ‘Bir’ kelimesinden nefret eder. Çok kullanmayı acemilik sayar. Şimdiye kadar hiç kullanmadı. En azından bu yazı boyunca. Zengin tombul çocuk kulağında kulaklık ter atıyor. ‘‘Pink Floyd’dan ‘Cirrus Minor’ dinliyor olabilir mi’’ diye düşünmekte, sakalını sıvazlarken. Oysa o parçayı dinlese böyle iştahlı koşamaz, biliyor. Böyle iştahla yeyip, bu kiloları da alamaz belki, bunu da biliyor. Bildikçe acısı artıyor. Oysa yıllar önce bıraktı bilmeyi, okumayı ve hafızasında tutma isteğini.

 

Hasta köpek. Önünde ölü balık. Yemiyor. Patisiyle denize doğru itiyor. Ölü balığın suya düşerken çıkardığı sesi duyamıyor ter atan tombul çocuk. Sakallı adam duyuyor. Acısı artıyor. Köpek ağır adımlarla içeri ağaçlara doğru gidiyor. Sessizce ve kimseye görünmeden kusacak. Sakallı adam da kalkıyor banktan. Ters tarafa doğru yürüyor Bebek sahili boyunca, yüzünde tarifsiz bir keder. Oysa Bebek parkını hiç görmemiş. Ter atan çocuk orada hala ve hissediyor oraya ait olduğunu ve oranın da ona ve onun gibilere ait olduğunu…

 

Alan Moore

 

 

*********************************************************************

Sinemaya filmin ortasında girdiğinde karanlıktan anlayamadı önce hiç kimse olmadığını. Cumartesi öğleden sonrası, sıcak bir yaz günü, kendisi hariç herkesin yapacağı çok daha önemli işleri vardı. Kendine çok uzak yerlerde zevkle geçirecekleri zamanlar için o na ihtiyaçları yoktu. Tek başına filmi sonuna kadar seyretti.

 

Jenerikleri sonuna kadar seyretti. Sonraki seyirci için çıkması gerekiyordu. Araya çıktı, kimse yoktu. Koşarak merdivenleri çıkıp gişeye kadar koştu; yine kimse yoktu. Dış büyük siyah kapı kapalıydı. Öfkeyle ve haykırışlarla yumruklamaya başladı kapıyı. Oysa bir sinema koltuğuna gömülüp, yerinden kalkmadan binlerce film seyrederek yaşlanmayı, hatta ölmeyi düşlemiş, bunun için dua ettiği bile olmuştu.

 

Zemine düşen toprak sesi duydu birden. Yukarıda bir yerlerden  üstüne toprak atılıyordu. Duası kabul olmuştu. Bu duruma alışması uzun sürecek olsa da, durumu bir süre sonra kabullenecek ve yumuşacık koltuğuna gömülüp kendini makinistin seçtiği birbirinden güzel filmlerin büyülü dünyasına bırakacaktı...

Baruch Spinoza


 

1/8/2007 - MİLOS -YAVRUSUNU YİYEN KUŞ- FORMAN

 

Sahtekar. Kesmeşekeri ikiye bölen.

Kalpazan. Madeni parayı dişiyle bükebilen.

Kalleş. (Judas) İsa'yı ispiyonlayan, şeytan ve cinlerle musallat edilen.

Traveternlerden düşmüş ölü bir kızı gömdük. Çok eğlenceliydi. Düştüğünde ölmüştü. Pamukkalede pamuk şekeri yerken boğulduğunu açıkladı adli tıp. Otopsiye ben de girmek istememe rağmen bırakmadılar. İki görevliyi etkisiz hale getirip içeri girmeyi başarsam da o bölüme girmeye cesaret edemedim. Kesik bir kafanın boyun kısmında pamuk şekerciklerini ayıklayan çatlak bir doktor kafamda gezindi durdu. Sonra beni yakalayıp uzun beyaz bir gömlek giydirdiler. Sünnet olurken bunlardan bir tane giymiştim. Altımda don da yoktu ki o zaman, bu zaten prosedür gereği imişmiş. Akıl hastanesine kapatılmamın akabinde deli taklidi yapmakta epey zorlandım. Bütün deliler akıllı taklidi yapmaya çalışırken bu oldukça zordu. Kafamı usturaya vurdular. Buraya bu şekilde gelmem Fenere gelen Roberto Carlos etkisi yaptı. Orta yaş güzeli ve bunalımı güzel ve asabi hemşire Jennifer bize çok çektiriyor. O'na Baudrillard'dan bahsettim. Meşhur simülasyon kuramından. ''Sen tam bir delisin'' dedi. Bu hoşuma gitti. Demek ki numaram tutacak. Bir gün sonra bu simülasyon kuramını biraz daha açmamı istedi. Tedirgin oldum. Açıkçası çok şey bilmiyordum ve anlattıklarımın yarısı sallamasyondu. Ama bildiklerimi ve bilmediklerimi ustaca kaynaştırmayı başardım. Nihayetinde benim diğerlerilerinden ayrı bir bölümde, en azılıların arasında kalmam gerektiğine hükmetti. Bunu beklemiyordum... (go on man)

 

*********************************************************************************

''Elektrik telleri yazın genleşir ve uzar'' derdi elektrik hocamız. ''bundandır o güzel yaz günlerinin sıcağında hafif sarkmaları.'' Hocamızın rakı saati gelmişti, bir an masanın altına girip bir fırt çekip devam etti: ''Kışın ise soğuktan sıkılaşır ve kısalır ki, karlı kış gecelerinde sobalı evlerimizde kestane patlatırken bu sıkılaşma ve kısalma daha bir seyredilir olur.'' Tekrar masa altı ve bir fırt daha. Aynı anda ben de sıranın altına sinip kanyağımdan bir fırt çekiyorum. Lise hayatı devam edip gidiyordu bu şekilde.

 

 

Yorum yaz!

2008-04-20 04:01:53 - Fikirler Kurşun Geçirmez!

Yazan: dilsizmutercim
İçimde en çok yer eden cümlelerden biriydi.
Kurşun geçirmez bir çizgi roman, kurşun geçirmez bir film.

Buraya gelir gelmez spot cümlelerini ve filimden birkaç fotoğrafı yazdırıp evimin duvarlarına asmıştım. Bir açıdan Alan Moore'u buraya sokmayan zihniyet beni kendi ülkemden buraya sürüklemişti. Gerçi biz o kadar üretken değiliz o ayrı bir mesele.

Çizgi romanı henüz okuma imkanım olmadı ama Freedom Forever/V for Vendetta filmini kaç defa izlediğimi saymadım. Işıktan, efekten, sinemadan pek anlamam. Ama film içime işledi. İlk Zeytin Burnunda bir sinemanın son matinasında izlemiştim ve filim bittiğinde gece yarısını geçiyordu, yarım saat konuşamamıştım daldığım düşünceler vesilesiyle.
Sonra tekrar tekrar... Elbette, birçok sağlam gönderme vardı filimde. Fakat zindandaki arınma, aydınlanma, imbikten geçip incelme seanslarında atıfta bulunulan eşcinsellerin "çektikleri" üzerine ayrıca konuşulabilir. Biz, zencilerden ve hatta Alan Moore';dan daha özgür oldukları kesin. Bu konu buara çok iyi bir sponsor sağlıyor. Sonunda evlere gönderilen maskelerle herkesin V olup domino taşları gibi birlikte hareket etmesi beni hem heyecanlandırdı hemde sinemadan çıkışta yaslanıp bir kanala doğru akabileceğim çokça domino taşını etrafımda bulamamam acaip canımı yaktı. Yeri gelmişken insanoğlu şiddetin her türlüsüne karşı olma yanılsamasını tekrar düşünsün derim. Zaten bu konuda şiddete maruz kalanlardan başka hemfikir yok sanırım dünyada. Gürültü çıkartmak için akordu bozmak değil elbette kastettiğim.

"toplumlar, kendi devletlerinden korkmamalı.
devletler, kendi toplumlarından korkmalı.
bina nasıl bir sembolse, onu yıkma eylemi de bir semboldür.
sembollere anlam kazandıran insanlardır.
tek başlarına semboller anlamsızdır ama yeteri kadar insanla...
bir binayı havaya uçurmak dünyayı değiştirebilir.
şiddet iyi amaçlar için kullanılabilir."

Dün radyoda Flamingoların renklerinin Karides yedikleri için böyle olduğuna dair birşeyler anlatılıyordu. İnsanlar da belli bir zamandan sonra yedikleri, işittikleri ve benzeri eylemlerinin rengine boyanıyor sanırım... İnsanlara diyetisyenler -ki dünyanın böyle bir mesleğin peydah olmasına müsait hale gelmesini kafaya takıp iştahım kesiliyor- koşmak yerine biraz halimizi düşünmeye sevketseler daha hızlı kilo verir mi insanlar acaba...

Bir müddet düşünürken karides gibi yürümeli... Selam ile...


Düzenleyen dilsizmutercim gün: 20/4/2008 saat: 04:02
Bağlantı

2008-04-17 13:38:23 - Geri dön,hatayı düzelt...

Yazan: farmau
İsimsiz kalmak istemeyen şahsiyet farmaudur...
Bağlantı

2008-04-17 13:37:27 - .

Yazan: isimsiz
Ahh şu düşlerin sahte aynası,istemek ile yapmak arasında koca koca aşamadığımız dağlar...

Ömrünün sonuna dek o perdenin önünde yaşlanma düşleri ne kadar tatlı olsada fıtratının yalpalamasına engel olamadı.

Genelde bir yerine takılıp kalıyorum işte yazının...

***********************************************************
iyi anlamda bir takılıp kalma ise yola devam edebilirim.. tersi durumlar bende de bir ekşimsi tat oluşmasına yol açabilir ki, cümlenin ucunu kaçırdım nereye çarpacak bilemediğimden, ''çuuuu çikiş'' diyorum...

Düzenleyen tursusuyu gün: 18/4/2008 saat: 12:53
Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Taş zemine atılmış kilimin üstünde uyumakta olan fakir, yarı-bilgenin ayağına takılır. Fakirin rüya alemindeki bütün camdan labirentleri tuz buz olur. Yarı-bilgenin de uyuşuk beynindeki bütün çıkmaz yollar silinir. Birbirlerine muhtaçtırlar artık. Kendileri için yaratıldığını düşündükleri suni evrende yürümeyi sürdürürler. Nereye kadar? Saçmalık uzar gider, tahammül edilemeyecek bir noktada yerini huzura bırakır.

Kategoriler

Arkadaşlarım

Blogcu Yardım
yoket8
dilsizmutercim
bilogger
jeshem
micheck