kalem oynatan ile ayı oynatanın buluştuğu yer...

12/10/2007 - NEGATIVE

 

   Kelime dağarcığı darağacında sallanırken, soğuk esen rüzgarın da etkisiyle, kendini çözdürecek kelimeleri bulamıyordu. Erguvan kokulu yelkovanın hızına yetişememesi dehşetle titretti kendini biraz sonra. İstediği kelimelere hala sahip değildi. Bir olay örgüsünü ilmek ilmek dokumada iyice ustalaşmışken boşvermesi, aksine sökücü bir yapıya bürünmesi böbürlendiriyordu da kendini kimi zamanlar. Hızla doğruldu düşüncelere sarmalandığı sıcak yatağından. Sehpasındaki pakete uzanıp bir sigara yaktı. Uyumadan önce yarım bırakdığı çayı bardağından kavrayıp hızla içti. Güne yine güzel bir kahvaltıyla başlamıştı işte yine. ''Yokluğum ne kadar can yakabilir ki'' diye fısıldadı, aynadaki tanıyamadığı aksine. Fısıltısı yankı yapıp kendine bir yabancının ses tonuyla geri döndü. Kişilik bölünmesi, simetriğe yakın beyninin iki lobunu keyifle paylaşmış olmalıydı belki de. Bütün yokluğuna rağmen bir burjuva ya da aristokrat ahlakına sahip olması bir süre gurur dalgası olarak içine yayılıp ısıttı tüm kılcal damarlarını. Olay örgüsünü çözmekle meşguldu. Bizlerden sakladığı olay örgüsünü.

 

   Sıkıcı ve berbat bir girişten sonra koridor boyunca gelişme kısmını yaşayacak ve bu deneyimi belki de asla unutmayacaktı. Yol boyunca yerde sürünen yaralı bir adam, kuyruğunu yitirmiş bir kertenkele ile varışa kadar yarışa tutuşmuştu. Adam kanlı elini uzatıp yardım diledi, kertenkeleyi geçmek adına. Ama bunun adil olmadığını hepsi biliyordu. Nemli, yosun tutmuş uzun koridorun duvarlarından, hiç evlenmemiş yaşlı bir kadının gözyaşlarına benzer ılık sıcak damlalar süzülüyordu. Tavandaki uzun ve derin çatlaklardan da aynı damlama diz boyu suya karışırken sessizliği tuhaf bir şekilde bozuyor, kahramanımızın koridor/yol boyunca yaşayacağı ve yaşadığı deneyime renk katıyordu. İnce belli bir kum saatinden hayatı içer gibi tedirgin ve keyifli yolun getirisini düşünmekteydi. Yanından bir stalker'ın kılavuzluğunda bir fizikçi ve bir yazar tartışarak geçerlerken kendisini fark etmemelerine de şaşırıp azıcık da bozuldu. ''Ne olacaksa şimdi olmalı'' diye düşündü. Bir şeyler olmalı mıydı? Işığı gördü ve canı sıkkın çıkıverdi.

 

   Güneşli gökyüzünün, yemyeşil bitki örtüsünün ve çağlayan ırmakların olduğu bir yere açılıyordu koridor. Beyaz giysili temiz yüzlü insanlar ellerinde çiçeklerle kendini karşılamak için oradaydılar. Önemsendiğini ilk defa fark etti ve kendine değer verildiğinin. Esmer güzel bir kız elinden tutup onu sürükledi aşkının kalbine giden yolundan. ''Seni bekliyordum'' diye sevgiyle fısıldadı. Elini adamımızın göğsüne sokup, kalbine ve karaciğerine saplanan iki hain kalaşnikof mermisini çıkarıp attı. Bilinçaltından bedenine uzanan tüm koridorlar açılmamak üzere kapandı. Yeni ve uzun bir deneyimin yolları açıldı ayaklarının dibinde.

 

**************************************************************************************************************

 

 

Çitten atlamayı başaramayıp ayağı kırılan atın, kendini vuracak birini arayan gözleriyle bakınıyorum etrafıma. Sancılı sayıklamalarımın rutinleşmesi tuhaf bir keyif vermekte, inkar ettiğim ruhuma. Aşırı doza alışmış, bir türlü yokluğa karışamayan aklımı binlerce parçaya bölüp, her bir parçanın karşısına yarım akıllı bir insan oturtup satranç oynuyorum aynı anda binlercesiyle. Her zaferimde kahroluyorum, acım büyüyor. Kemikleşmiş bilincim bana gurur veriyor, alırken bir taraftan bütün dostlarımı yanımdan. Beni seven beni yumruklasın istiyorum. Kan, gözyaşı, salya, sümük, et, sinir, kemik, kıl bulamaç olsun; tanınamaz olayım istiyorum aldığım darbelerden. Nefretim sevgime karışsın ve acılarım dinsin. Bütün klasikleri ateşe verdim ki, cehenneme biraz olsun alışayım diye.

 

Güldür beni! Kafama vura vura, aklımı ala ala! Kahkahalarım yankılanıp dönsün böğrümdeki dayanılmaz acıya. Dayağa alışmış bir ev kadının gözündeki korkulu hazzın paylaşılamaması adına. Binlerce sorudan sıyrılıp bir bebeğin saf kahkahalarıyla başbaşa bırak beni. Paslı bir ustura ile gırtlağımı kes, kahkahalarım karışsın kanıma. İyice açılmış gözlerimde kendini gör ve bana da anlat gördüğünü. Kurbanınla paylaş bu zevki. Upuzun bir romanın sonuna gelmişken, bütün yazdıklarını silen beni boğunuz lütfen.

 

Yazdıklarımı okuyan bir avuç insan. Bütün değersiz kelimelerimi çiğneyerek üstünden geçen insanlar. Sizlere çorak ülke vaad ediyorum. Uykusuz ve susuz bir ülke. Aydınlanmış bir bilinçaltı. Bastırılmış bütün huzursuz anılarınızın aydınlandığı bir ülke. Cevabını bulduğunuz her sorunuza karşılık yüzlerce yeni sorunun yetiştiği bir ülke. Katlanılırlığı oldukça şüpheli, keyif verici maddelerden soyutlanmış, ayakta kalabilenlerin o tuhaf mükafatı alacağı bir ülke vaad ediyorum. Az sonra uyuyacağım ve boynumu almak için sabırsızlanan cellatlarımı hayal kırıklığına uğratmayacağım. Hayal kırıklığına uğramış bir cellattan daha tehlikeli bir şey yoktur çünkü. (00:35)

 

Bütün bu delilik provaları, aslında aklımı korumak adına yapılan egsersizlerdir.

 

Çılgına her gün bayram. Dehşet verici bir mutlulukla erkenden kapınızı çalacağım. Boynum bükük, sessiz bakacağım gözlerinize. Artık karşınızda aklını yitirmiş bir adam vardır, kırmayınız kalbini lütfen. Sağlıksız koşullarda üretilmiş bir şekere fitimdir o an, bilesiniz.



 

Varoşların birinde futbolu iyi bilen, iyi oynayan fakir, gururlu ve kör (ama) gençler vardır. Sayıları onikiye varmışdır ve bir de güzel, güzel olduğu kadar da hassas dayanıksız, her an patlayabilecek bir çıngıraklı topları vardır.

Görme özürlü gençler kıyamazlar topa vurmaya güzelliğinden dolayı. Yumuşak dokusunun bir sevgilinin sıcak tenini andırdığından bahsederler aralarında. Şüphesiz en şanslı kalecidir. Topu yakaladıkça okşar okşar öper, başını topa yaslar; neden sonra bu uğursuz sessizliğin sebebi o olduğu anlaşılır. O an yediği acıtmayan küfürler bir tatlı melodi gibi kulaklarına dolar; biraz daha geçiverir kendinden.

Gözüaçık küçük çocuklar vardır etraflarında, kurnaz hin çocuklar. Uzağa giden topu getiren, her daim küçük oyunlar oynamaya hazır.

Gören kızlar vardır camlarda. Bir fabrikanın penceresinden bu kör gençlere bakıp dalan, pembe önlüklü güzel kızlar vardır. Ayrıca derme çatma evlerin pencerelerinde mutsuz kadınlar vardır, dalıp giden kör gençlere ve çıngıraklı toptan çıkan tatlı gürültüye.

Olası aşkların imkansızlığıyla hayallerini sonlandırıp, derin bir iç çekişle işlerine dönen kızlar/kadınlar vardır etraflarında kör gençlerin.

Ve bir gün o güzel topları patlayıverir gençlerin. Top usulca sönerken, çıngırak da bir ihtiyarın can verirken ki tıslamasıyla susar.

Tabi ki bu tuhaf şaşkınlık anı bütün etrafa yayılır. Acı büyür, büyür; yerini güçlü bir dinginlik duygusuna bırakır. Etraftaki evler, büyük fabrika boşalır. Gençlere aşık bütün kızlar/kadınlar bu çamurlu arsada gençlerin etrafında toplanırlar.

Dinginlik yerini bu sefer de derin acıya dayanamayıp kıpırdanmalara bırakır. Ağır tempoda ağıt yayılır kederli bedenlere. Ve bedenler duramaz olur yerinde, devinim başlar. Şimdi herkes trans halinde kendinden geçmiş vaziyettedir.

Çıngıraklı top yokluğa karışırken bu bir avuç insan da bilinç patlamasına yol açmış, görevini tamamlamıştır. Toplumsal kaygılar/korkular/tabular birer birer silinir belleklerden; aşıklar birbirine dokunur olur. Her kör gencin bir sevgilisi, her genç kızın/kadının bir umudu olur.

En son bir cüce kız atlar ortaya ve şölen ateşini yakar. Pırıl pırıl, yepyeni bir çıngıraklı top çıkartır tuhaf çantasından. Ama kimse umursamaz o an.

Yorum yaz!

2007-10-20 08:30:07 - ülke

Yazan: caglarbilir
çok zor bir ülke bu ülke.

**********************************************************
ben onu yakaladım ve rolleri değiştik... kkymn'den ze

Düzenleyen tursusuyu gün: 20/10/2007 saat: 14:47
Bağlantı

2007-10-13 00:13:08 - (:

Yazan: bilal
bayram hediyesi oldu bunlar :) teşekkürler..

********************************************************
aksin sana bakar, yakalayamazsın..

Düzenleyen tursusuyu gün: 20/10/2007 saat: 14:47
Bağlantı

2007-10-12 23:27:32 - :)

Yazan: farmau
Turşusuyu bayramını kutluyorum :)))

*************************************************
aynadaki aksinden gözlerini kaçırdığın an,




Düzenleyen tursusuyu gün: 20/10/2007 saat: 14:46
Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Taş zemine atılmış kilimin üstünde uyumakta olan fakir, yarı-bilgenin ayağına takılır. Fakirin rüya alemindeki bütün camdan labirentleri tuz buz olur. Yarı-bilgenin de uyuşuk beynindeki bütün çıkmaz yollar silinir. Birbirlerine muhtaçtırlar artık. Kendileri için yaratıldığını düşündükleri suni evrende yürümeyi sürdürürler. Nereye kadar? Saçmalık uzar gider, tahammül edilemeyecek bir noktada yerini huzura bırakır.

Kategoriler

Arkadaşlarım

Blogcu Yardım
yoket8
dilsizmutercim
bilogger
jeshem
micheck