8/1/2008 - MUTSUZ KIZ
Helikopter pervanesine kaptırdığım işaret parmağımı ve yüzük parmağımı getiremezsem hiç evlenemeyeceğimi ve hiç tahtaya kalkmak için parmak kaldıramayacağımı söyledi doktor. Umursamadım. Sağlık Ocağında 161 numarayı almıştım ve 93 dakika sıranın bana gelmesini beklemiştim. Koca bir hiç için! Odadan çıkıp bir numara daha aldım. Başka bir doktorda şansımı denemek istiyordum. Bekleme salonundaki koltukların hepsi ihtiyarlar tarafından doldurulmuştu. Çoğunun bir sıkıntısı yok gibi görünüyordu. Yaşlandıklarını kabul edemiyorlardı belki de. 298 numarayı almıştım bu sefer ve önümde 73 kişi daha vardı. Doktor sayısı 4’dü. İhtiyarların çoğu ilaç yazdırdığından çok da beklemeyecektim. Ama kayıp parmaklarımı bulmamı söylerse diğer bir doktor da, yapacak bir şeyim olmayacaktı. 300’de numara bitmişti ve hala akın akın ihtiyar yağıyordu sanki gökyüzünden sağlık ocağına. Birini numaramı çalmaya çalışırken yakaladım. Yalvaran gözlerle bana baktı: ‘’Çok, çok uzun yaşamam için bu numaraya ihtiyacım var’’ dedi. Numaramı verdim ve yeni aldığım Apocalypse Now (Redux) DVD’sini de uzattım peşi sıra. DVD ile ilgilenmedi ve ben de dışarı çıktım sevgili. Oysa Redux olduğundan, kurguda çıkarılmış 50 dakikanın da eklendiğini ballandıra ballandıra anlatmama rağmen ikna olmadı. ‘’Ballantines viskiye, baldıran zehiri atıp ballandırsaydın ikna olurdum belki’’ diye içinden geçirmiş olabilir mi sevgili?

Yürürken sırf sana benziyor diye hapşıran bir kıza ‘’çok yaşa’’ dedim. Gülümsedi. ‘’İstersen bir kahve içelim’’ dedi. İşlerin bu kadar çabuk gerçekleşmesi kitabımda yazmıyordu sevgili ve sen vardın. Gözlerimin içine içine bakıp, ‘’O benim’’ dedi. İnanmışım sevgili. Kahve içerken kendime geldim ve sırf sana benziyor diye yanaklarını okşadım. Kahveler bitince kız itiraf etti: ‘’Sırf eski sevdiğime benziyorsun diye buradayım. Ben de bir kaybedenim.’’ Söyledikleri kalbime dokunmuştu sevgili. O sen olabilir miydin? Sen de benim gibi, bana benzeyen birine ihtiyaç duyabilir miydin? O sen miydin sevgili? Daldığımı görünce fısıldadı: ‘’ Eternal Sunshine Off The Spotless Mind’’

Koşarcasına kaçtım oradan sevgili. Senin bir oyuncak ayı olduğunu itiraf edemedim. Yine de kendimle çelişkiye düşmekte çok iyi olduğumdan ve bundan sahte bir gurur da duyduğumdan sevgili, varlığının cinsi hakkında bir an şüpheye düşmedim değil. Ama şu an eminim: Sen bir oyuncak ayısın benim için sevgili. Bulunduğum yerden, koşarak çıktığım pastaneye baktım. Kalktığım masanın üstünde bir oyuncak ayı yatmaktaydı.

Soğuktu ve yağmur çiseliyordu. Kırmızı ışıkta durup gökyüzüne büyük bir karamsarlıkla baktım. Kara-gri gökyüzü ahmakıslatanını da göndermekte gecikmedi sevgili. Şu an burada olsaydın, yanımda benimle ağır adımlarla yağmura aldırmadan yürüseydin, tüylerin yapış yapış olurdu sevgili. Üzerinde sigara söndürdüğüm zamanlar oldu biliyorum ve özür diliyorum. Kırılmış kül tabağının da suça ortak olmasıyla suçluluk duygum biraz olsun azalıyor. Hala kırmızı yanıyordu ve bir araba iyice yanıma yanaştı. Beklediğim kişiydi. Evine gittik. Gizemli çantasını açtığında her kalibreden silah vardı. Uzun namlulu bir 45’lik seçip, ‘Silahlara Veda’dan bir pasaj okudum. Eleman etkilenip fiyatta oldukça aşağı indi. Elinde başka şeylerde vardı ama ilgilenmedim sevgili. Silahı belime takıp bir 2000 uzattım. Keyifle sigaralarımızı tüttürüp çıktık.

Minyatürk’ü kana bulamak isteyen 6 cüce terörist etkisiz hale getirilmiş sevgili. Tavuk yakalar gibi yakalamışlar her birini. İçlerinden biri sarışın bombaymış. Saçlarından yakalanmak istenirken kafasındakinin peruk olduğu ortaya çıkmış. Aslında bir canlı bombaymış. Tam kendini patlatacakken tutup denize fırlatmışlar. Havada infilak etmiş sevgili.

Sıralı ikililer ve üçlülerden sonra sıranın sana gelmesine gücendiğini söylüyor kuşlar. Yağmurda, nehir kıyısına kurulmuş bir sınır karakolunda unuttum seni sevgili. Komutanlar bombalarla moleküllerine ayrıştırıldıklarından, kumanda bendeydi sevgili. Kumandanın bende olması demek tam bir kaos demekti sevgili, bilirsin Proudhon ve Kropotkin hastasıydım bir zamanlar. Yanmış ve düşmüş helikopterler getirdi haberini sevgili; demir kuşlar onlar. Senden bir parça daha aradım kokpitte ama nafile. İşte o an durmakta olan pervaneye kaptırdım iki parmağımı. Ve yıllar sonra bir sağlık ocağında senin ve parmaklarımın peşindeyim. Abesle iştigal etmekteyim.
Beyaz zemci, Cemzi.

DİP NOT: Etin yağını, sinirini ayırdığınız gibi yazının da romantik kısımlarını ayırırsanız tadından yenmez olur. Vejetaryenim ben diyorsanız, komik kısımlarını ayırırsanız taze domates ve marul tadı alırsınız.

************************************************************************************
yazan ve yöneten Fırat Konuşlu (KEzzAP)
oynayan Bilal Bay (payitaht)
kurgu Bilal Bay Fırat Konuşlu
Şan; kendi intihar görüntülerini internet aracılığıyla yayınlayarak şöhret olmak isteyen bir gencin psikolojisini, “gerçeklik ve kurgu” algıları üzerinden anlatmaya çalışıyor.
|
|
Yorum yaz!
|
2008-03-23 03:06:31 - Alakaya maydanoz ve dam üstünde trajedi... |
| Yazan: dilsizmutercim |
Okuyanın canı cennete deyip, muz kabuğu, papatya yaprağı, kaldırım taşı gibi tek tek sondan başa doğru yazıları sokaktan alıyorsunuz, söküyorsunuz sanırım... Bir yazar insanın hayatı musallada başlasa sonra çocukluğa doğru geri geri gitse daha iyi olur diyordu aklıma geldi şimdi. Ama hiç sanmıyorum o zaman da bir yazar bu yaşam için böle bir cümle yazardı kesin:)
Izdıraptan sakınılmaz, ama fikirlerle tamamlanabilir. Yaşayan herşey acı çeker. Fakat sadece isanlar ızdıraba fikir giydirirler. Fark budur, diyor Aliya İzzetbegoviç... Bu büyük bir nimet...
Aliya İzzetbegoviç'in zindan notlarından oluşan ve dışarı bir yan kesicinin elindeki satranç tahtasının içinde çıkarttığı; Özgürlüğe Kaçışım kitabını okuyorum buara, oradan birkaç iktibası da yersiz yere konuşma, geveze durumuna düşme pahasına yazmak istiyorum;
"Hamsun, acı çeken asil karakterlerli ve talihsiz kahramanları hakkında şöyle der: "Onlar bu dünya için yaratılmamışlardı ve dünya da onlar için yaratılmamıştı. Hiçbir zenginlik veya beklenmedik elverişli şart onları kurtaramaz; çünkü onlar kötü talihi kendi içlerinde, bu dünyayla olan acımasız dahili uyumsuzluklarında taşımaktadırlar." Yorumum: Hiçbir şey Allah'ın varlığını bu "uyumsuuzluk"tan daha iyi ispatlayamaz. Tek olan bir dünyada hiçbir uyumsuzluk yoktur. Sf/55-56
Bazen edebi türler içerisinde Allah'ın varlığı gerçeğiyle en uyumlu olanın trajedi olduğunu düşünürüm. Trajedide alçaklar başarılı olur, kaçıp kurtulurlar; samimi ve yüce ruhlu insanlar ise zarar görürler. Bu ezeli kaybedenleri deli ve hissiz olarak ilan etmenin hiçbir "akli" hükmü bulunmadığı için, tüm hikaye ve özellikle de onun trajik sonu andiden sadece Tanrı2nın kavrayabileceği ve ancak O’nun yazabileceği daha yüksek bir dramın mahza ilk hamlesi olarak açığa çıkarılır. Çünkü, akla ait herşeyin sonu olan ızdırap ve ölüm bu durumda, devam eden bir dramın iki hamlesi arasındaki bir fasıldan ibarettirler. Ölen/kahraman için duyduğumuz hayranlık ve sempati, akli bir bakış açısından tamamen anlamsızdır, fakat farkında olalım ya da olmayalım bunlar derin bir şekilde dinidir. Çünkü bu tür bir tecrübede –ve yalnızca bu tür tecrübede- ölüm ve kaybın tamamen farklı anlamları vardır. Trajedi, dini bir meseledir. Sf/65"
kısımlarını okurken aklıma bu sokak geldi... Hatta gayrı ihtiyari paragrafların yanına bu sokağın adını yazmışım burada paylaşmak için.
İçinde geçen kelimelere göre meal arşivi yapıp okumak için az önce bazı ayetler yükleri worde yükledim. Kuran vesileysiyle Allahın bazı kavramlara bakış açısını hakkıyla tefekkür edebilmek için. Mesela ey insanlar diye hitap edildiğinde ne anlatılıyor, Ey iman edenler dendiğinde... Dost hangi ayetlerde nasıl geçiyor, iman, kitap, Ey Rabbimiz diye başlayan tavsiye edilen dua şekilleri, ümmet, birlik, ahiret, kitap ehli... http://kuranmeali.com/arama.asp farklı meal çevirilerini kıyaslayabiliyorsunuz hem de...
Kalem'in geçtiği kısımları da buraya bırakıyorum;
(Nuzül Yeri/Nuzül Sırası) AYETLER
Âl-i İmrân 44
(Medenî 89) (Resulüm!) Bunlar, bizim sana vahiy yoluyla bildirmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. İçlerinden hangisi Meryem'i himayesine alacak diye kur'a çekmek üzere kalemlerini atarlarken sen onların yanında değildin; onlar (bu yüzden) çekişirken de yanlarında değildin. *
TEFSİR | ARAPÇA METİN
Lokman 27
(Mekkî 57) Şayet yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz de arkasından yedi deniz katılarak (mürekkep olsa) yine Allah'ın sözleri (yazmakla) tükenmez. Şüphe yok ki Allah mutlak galip ve hikmet sahibidir.
TEFSİR | ARAPÇA METİN
Kalem 1
(Mekkî 2) Nun. Kaleme ve (kalem tutanların) yazdıklarına andolsun ki,
TEFSİR | ARAPÇA METİN
Alak 4
(Mekkî 1) O Rab ki kalemle (yazmayı) öğretti.
Geldim sokaktaki taşlarınızla konuşup gidiyorum, en son ılık kana bulanmışlardı ama silmişsiniz.
Selam ile... |
| Bağlantı |
2008-02-12 02:33:32 - 933282 |
| Yazan: yoket8 |
ihtiyarlardan bahsediyorum...
kimin sesi çıkmıyor? sanırım bende birşey kaçırdım... |
| Bağlantı |
2008-02-04 03:04:46 - 942734 |
| Yazan: yoket8 |
belkide kabul ettikleri için oturuyorlardı...
************************************************************
kim nerede otruyordu? Ben birşey mi kaçırdım? Bu arada sesin hiç çıkmıyor...
Düzenleyen tursusuyu gün: 7/2/2008 saat: 16:07 |
| Bağlantı |
2008-01-09 12:00:41 - ... |
| Yazan: farmau |
sen yosun
sen yoksun
.................
Bilmiyorum ne zaman okursunuz bu yorumu bilemiyorum ama küçük bir teşekkürüm var size..Her ziyaretin her kelimeniz ne de kıymetlidir nazarımda bilemezsiniz ...
..........
Okuyorum ,en sonuna kadar okuyorum, farkediyorum ki en baştaki aklıma sakladığım kelimelerin yerini unutmuşum,sonra tekrar başlıyorum en başından, bu böyle devam ediyor bir müddet sonra saklamama gerek yokki elbet te yenilerini getirecek diyorum kendi kendime ...
Gelecek değil mi yani pek çok engele rağmen anlatmaya devam edeceksin değil mi?
********************************************************************************
sizin kelimeleriniz benim için de çok kıymetli.. gollum'un yıllarca sakladığı yüzük yüzünden bütün değersizliğiyle deforme olması kıvamında.. deforme olmaktayım..
pek çok engel yok aslında .. en büyük engel yine benim.. kendime rağmen devam edeceğim... büyük bir doğum sancısının suları geliyor damla damla/bu yazılarla... ama çocuk/yaratık bir hemşirenin kollarına alınmayı hak edecek mi bilemem... ben haddimi aşıyorum bazen, özür diemeliyim belki de sizden...
Düzenleyen tursusuyu gün: 10/1/2008 saat: 12:42 |
| Bağlantı |
2008-01-08 17:13:10 - mutsuz kız |
| Yazan: payitaht |
abi mahvettin beni, dönüp dönüp okuyorum.. Şu anki ruh halimi nasılda anlatabildin anlayamadım.. Kalbim küt küt.. Kalbim varmış, yıllar sonra hissetim galiba...
**********************************************************************************
ne desem ki? sonu açık bir saçmalıkdı önce.. bir şekilde bağladım daha sonra.. denizci düğümü atmaya çalışan, denizi görmemiş bir aceminin sakarlığıyla.. biraz daha açarsan ben de faydalanabilirim fikirlerinden, bilal'im..
Düzenleyen tursusuyu gün: 10/1/2008 saat: 13:39 |
| Bağlantı |
|
Hakkımda
Taş zemine atılmış kilimin üstünde uyumakta olan fakir, yarı-bilgenin ayağına takılır. Fakirin rüya alemindeki bütün camdan labirentleri tuz buz olur. Yarı-bilgenin de uyuşuk beynindeki bütün çıkmaz yollar silinir. Birbirlerine muhtaçtırlar artık. Kendileri için yaratıldığını düşündükleri suni evrende yürümeyi sürdürürler. Nereye kadar? Saçmalık uzar gider, tahammül edilemeyecek bir noktada yerini huzura bırakır.
Kategoriler
Arkadaşlarım
Blogcu Yardım yoket8 dilsizmutercim bilogger jeshem micheck
|