24/4/2009 - KATAFALK
İhtiyardan sonra, dış kapı kapanmasına yakın yakalayıp karanlık, nemli, serin koridoruna girdi binanın. Ağustos sıcağını sokağın kahrolası insanları ile baş başa bırakıp soluklandı. Burada, bu serin ve sessiz yerde bir ömür kalıp, aynı sessizlikle can verebilirdi. Otomatiğin karanlığı ve zihninin köşelerini aydınlatmasıyla irkildi birden. İki ihtiyar kadın –yaşları birbirine yakın- inceler ve sorgular gözlerle bakıp kahramanımıza, Ağustos’un cehennemine neşe içinde katıldılar. Ağır kapıyı usulca açıp bir kez daha uğursuz buldukları bu genç adama bakmaları, yaşlı, çirkin ve korkunç iki zebaninin Cehennem’in kapısını açıp içeri çağırması gibi etki yaptı üstünde. Sağ koluyla yüzünü kapatıp, zayıf gövdesini de ikiye bükerek ‘istemediğini’ belli etti. Üst kattaki 3 numaralı dairede kilolu ve kederli 40 yaşlarında bir kadın zekâ özürlü oğluyla beraber kalmaktaydı. Çam ağacı süslüyorlardı. Çocuğun usandırıcı tek zevki buydu, yılbaşından beri. Babası ve kız kardeşi de vardı o güzel yılbaşı akşamında. Şimdi biri işte, biri okuldaydı. Kadın bir sigara yakıp, parlak toplardan birini daha oğluna uzattı. Çocuk hiç bozulmayacak neşesinin yüzündeki tuhaf yansımasıyla bir kahkaha daha atıp parlak topu büyük bir keyifle olması gereken yere taktı. İyice ustalaşmıştı artık. Kederli ve kilolu kadın sigaradan kederli bir nefes daha çekip, şu an başka bir yerde, daha ince ve narin bir gövdeyle, yakışıklı bir adamın kollarında dans ettiğini düşlüyordu. Gözünün önündeki özürlü çocuk, bu hayale batırılmış iri bir kıymık gibi durdukça, her hayali sakat ve eksik olacaktı. Kahramanımız şimdi 3 numaralı dairenin önündeydi ve serin karanlığın keyfini çıkartıyordu. 7 dakika daha otomatik yanmadı. Bu 7 dakikaya binlerce kelimelik düşler, düşünceler sığdıran genç adam, çömelip dayandığı 3 numaralı kapının açılmasıyla kendini eşikte buldu. Çizgiyi geçti mi, geçmedi mi kararsızlığı bir kenara, bu komik devriliş olacaklar için yeteri kadar komiklik taşımayı beceremeyecekti. Bir kahkaha zekâ özürlü çocuktan geldi. Koluyla yerdeki kahramanımızı gösterirken, elinden düşen parlak top da kapıya kadar yuvarlanmıştı. Anne elindeki sigarayı bırakmadan kapıya kadar yürüyüp, düştüğü yerden gözlerini koluyla kapatan gencimizi süzdü bir süre.
Genç doğrulur ve dirseği ile gözlerini kapalı tuttuğu halde, cebinden bir kağıdı odanın ortasına doğru fırlatıp kaçar. Kadın kağıdı yerden alıp okumaya başlar:
Aylardan Mayıs. Sıcak bir öğle sonrası. Abdül ve Sadık çam ağacı süslüyorlar. İkiz kardeşler, 30 yaşlarında. Oldukça keyifli ve mutlu görünüyorlar. Abdül ve Sadık kutuda kalan son parlak topu kapıp ağaca takmak için aynı anda hamle yapıyorlar. Topu kapan Sadık, Abdül’den kaçmaya başlıyor. Evin içinde koşuşuyorlar. Sadık pencere kenarına kadar gelip topu aşağı sarkıtıyor, “Yaklaşırsan atarım” diyor. “Sakın” diyor Abdül. Korkuyla titreyip ağlamaya başlıyor. Sadık arkadaşının yanına geliyor. Topu uzatarak “Hadi Pizza söyleyelim” diyor. Sadık pizzacıyı arıyor. ‘Yarım saat içinde elinizde’ deniyor. Beklerken, diğer odaya odanın dört tarafının da kitaplık olarak döşendiği, binlerce kitabın olduğu yere geçiyorlar. Sadık gözlerini kapatıp, işaret parmağıyla bir kitabın sırtına dokunup çekiyor. Herhangi bir sayfasını açıp “Anlat sayfa 46” diyor Abdül’e. Abdül yanlışsız, ezberden okuyor kitabı. Aynısını Abdül de Sadık için yapıyor; O da başarıyor. Kahkahalar atarak içeri geçiyorlar. Aradan 1 saat geçmiştir. Sadık tekrar pizzacıyı arıyor. Pizzacı yanlışlık olduğunu, pizzaların başka adrese gittiğini söyleyip özür dileyerek yeniden adresi alıyor. (Adresi bilerek veya unuttuklarından dolayı yanlış söylüyorlar) Pizzacının söylediklerini alaylı bir şekilde birbirlerine tekrar edip gülüşüyorlar. Abdül çam ağacından bir parlak top alıp (elma ağacından elma koparır gibi) tuhaf bir kahkaha atarak ısırıyor. Beriki daha da tuhaf bir kahkaha ile karşılık veriyor. Bu seferde mutfağa gidiyorlar. Yiyecek bir şey kalmadığını buzdolabını açtıklarında anlıyoruz. Su ve sıvı içecekler dışında yiyecek bir şey yok. Yemek masasına oturup küçüklerken ölen babalarından bahsediyorlar birbirlerine. Arada bir oynadıkları bir oyun bu. Babaları hayattaymış gibi, onlarla berabermiş gibi davranıyorlar. Sabah oluyor. Bir kez daha pizzacıyı arıyorlar. Adresi verirken yüzlerinde bilinçli bir keder ve acı var. Acıkıyorlar. Bir kez daha pizzacı aranıyor. Telefon kapandıktan sonra konuşan kardeş, pizzacıyı neşeyle taklit etmeye çalışırken kelimeler boğazına takılıyor. Başından beri kapısını açılmadıkları bir oda var, arada bir dikkat çekiliyor kapıya. Kardeşlerden biri açmaya yeltenince öbürü engelliyor. Aynısını diğer kardeş de bir süre sonra tekrarlayınca beriki de onu engelliyor. Açlık dayanılmaz hale gelmiştir. Yaşayabilecekleri kadar olan bir süre, 1 hafta, 10 gün arası bir zaman daha, aynı acılı ve dayanılmaz deneyimleri yaşıyorlar. Artık ayağa kalkamayacak durumdadırlar. Salonun ortasında ikisi de farklı yönlere sürünmeye başlar. Acılı ve acıklı bir süreçtir bu. Biri açılmayan kapıya doğru, öbürü de dairenin kapısına doğru sürünür. Aynı anda kapılara varırlar. Dış kapıyı açmaya çalışan kardeş çok çabalar ve diğerine göre daha uzun sürer eylemi. Diğeri o esnada hiç açılmayan kapıyı açar. Yatakta yaşlı bir kadın yatmaktadır. Yaklaşık 15 gün kadar önce ölmüştür. Görünürde hastalık yüzünden olduğu bellidir. Kardeş sürünerek yatağın kıyısına kadar gelir. Son bir hamleyle yatağa çıkmayı başarır ve ölmüş annesinin yanına yatıp gözlerini kapar. Diğeri hala uğraşmaktadır. 5 – 6 saat kadar daha uğraşacaktır. Açıp açamadığını bilemeyiz. İkizler ilk defa farklı düşünmüşler ve yolları ayrılmıştır. Biri ölümü seçer, diğeri yaşamayı. S O N
|