Senaryosunu beraber yazdığımız “Karşı Hayat” filminin fragmanı aşağıdadır.
Karşı Hayat - No More - Fragman from Bilal Bay on Vimeo.
http://www.cennettendegaripfilm.com/
Üç karakterin de yaşları birbirine yakın. Yıllar nasıl geçmiş anlamamışlar. Doğru dürüst meslekleri, okumuşlukları yok. Hayatta olduklarının, yaşıyor olmanın bilincine varamamışlar. Üçü de içten içe bu dürtüyü reddetmiş. Buradan gelen güçlü bir duruşları var ama dışarı yansıtmakta gönülsüzler. Kendileri gibi birini gördüler mi hemen fark ediyorlar. Hırsları, ihtirasları, gelecek kaygıları yok. Dışarıdaki davranışları acemice, derinden bir reddediş hali var.
Hayal kırıklıkları içindeki üç adam; Kör, Şair ve Yabancı, birbirlerinden habersiz yaşadıkları yılları göz açıp kapayıncaya kadar bitirmiş ama yine de hayata adapte olamamışlardır. Artık bulundukları zaman diliminde kendilerine kabul ettirebildikleri gerçeklikleriyle yaşamaktadırlar ama çevrelerindekiler onlara hala alışamamıştır. Bir gün ailelerinin dırdırından kurtulmak için bir iş görüşmesine giden adamlar, orada tanışıp beraber yaşamaya karar verirler. Boş bir evde, maddi şeylere ihtiyaç duymadan yaşayan adamlar için zaman, evin içinde bir sürüngen gibi ilerlemektedir. Bir gün evin balkonunda buldukları eski bir kitabın sırrını araştırmak için evden çıktıklarında ise evde sürüngen gibi geçen zamanın dışarıya aynı şekilde davranmadığını görürler; tıpkı yüzyıllar önce Yedi Uyurlar'ın başına gelen gibi. Değişen yenidünyada, kitabın sırrının peşinde kendi gerçekliklerini sorgulayacaklar ve sonu gelmez bir yolculuğa çıkacaklardır.
YABANCI: Sessiz, düşünceli, karamsar görünen biri. Çok az konuşuyor, gerektiğinde. Hep geçmişi düşünüyor; çocukluğunu, ortaokul, lise yılları, babasının ölümü, ölümünden kendini sorumlu tutması. Babası hastalıktan ölmüş ama O da ölmesini istediği için kendini de suçluyor. Bazen kendi kendine bir şeyler mırıldanıyor. “Orada olmamalıydım, keşke yapmasaydım, üstelemem gerekirdi vs.” gibi. Çok kitap okuyor. Ama unutmak için okuyor, acılı bir eylem bu onun için. Anti kahramanların, kaybedenlerin, öldürenlerin, intihar edenlerin olduğu öyküler, romanlar tercih ediyor. Annesi ile yaşıyor. Onun sözünden hiç çıkmıyor. Annesini çok güçlü biri olarak görüyor. Başına her ne gelirse gelsin, annesinin durumu düzelteceğini düşünüyor. Bu yüzden kendi başına çok savunmasız. Bu düşüncesinin kendisi için “çok tehlikeli” olduğunu biliyor ama bilinçaltının derinliklerine gömmüş; kendine unutturmuş. Arada bir gün yüzüne çıkan bu bastırdığı, her şeyiyle bildiği gerçek, kendini hırpalıyor. Baş ağrıları çekiyor, dengesiz hareketler yapıyor. Kendine tekrar unutturması acılı bir süreç sonucu gerçekleşiyor. Bunun devamlı olacağını bilmesi ve dışarıdaki coşkulu hayatı reddedişi arasında sıkışmış ve artık bir şeyleri değiştirmek istiyor. Annesinden kopup hayata karışmak onun için intihar demek. Ama bunu istiyor ve diğer ikili ile karşılaşması onun için büyük fırsat.
KÖR: İki ablası var. İkisi de evli. Ailesi ile kalıyor. Çok şımartılmış küçükken. Maddi durumları ortanın üstü. Ne istese gerçekleştirilmiş. Zeki bir çocukmuş ama tembelliği yüzünden üniversiteyi kazanamamış. 18 ay askerliği boyunca büyük değişim geçirmiş. Güneydoğu’da bir mayına basan ekipten iki kişi hayatta kalmışlar. Diğer arkadaşı kör olmuş. Dönüşte çok bocalamış. Evlendirilmiş bir süre sonra. Ama karısı terk etmiş. Kör arkadaşını sık sık ziyaret ediyor. Babasının birçok arkadaşının dükkânında, fabrikasında çalışmış ama çabucak sıkıldığı, kavga ettiği için çok duramamış bu yerlerde. Ailesi artık pek fazla karışmıyor. Bir araba almışlar. Araba ile ıssız yerlere gidip bütün gün oralarda vakit geçirmeyi seviyor. Kör taklidi yapıyor. Derinden gelen bir istek bu, açıklaması yok. Soranlara hiçbir şey anlatmıyor. Siyah gözlüklerle ve katlanıp cebe giren bir bastonla dolaşıyor genellikle. Arabayı park edip, kör gibi görünerek dışarı çıkması görenleri çok şaşırtıyor. Ama onun amacı insanları şaşırtmak değil. Çok sert müzik dinliyor. Kendi gibi birilerini gördü mü yüzü gülüyor. Bazen çok konuşuyor. Çabuk sinirlenip, çabuk sönen biri. Ağlamaktan çekinmiyor. Bir değişim için kendini hazır hissediyor ve bunu istiyor da.
ŞAİR: Yumuşak huylu biri. Kederli bir gülümseme var yüzünde genellikle. Olgun, karşısındakini dinleyen, sevecen, merhametli. Kafayı şiir ile bozmuş. Bütün hayat onun için şiir demek. Her şeyi “bir dokunuşta” şiire dönüştürebildiğini düşünüyor. Hayata tutunmasını sağlıyor şiir; bir taraftan da acılara boğuyor. Hayatı, tül perdeye keyifle sürünen bir kedi gibi yaşadığını düşünüyor. Bu düşünce onu ayakta, dingin ve mutlu tutuyor. Başına her ne gelirse gelsin, bir tül perdenin dokunuşu kadar etkisi olabilir onun için. Olumsuzlukları, hataları, kötü şeyleri görmezden geliyor. Kendine yıllar önce bir söz vermiş: Her ne olursa olsun hayata güçlü bir şekilde tutunacak ve hiçbir şeyin kendisini yıpratmasına izin vermeyecek. Annesi babası ölmüş. Kendine küçük bir dükkân miras bırakmışlar. Orada yatıp kalkıyor, ufak tefek şeyler, kitap, kalem, defter vs. satıp geçiniyor. Günlük gereksinimini kazanınca dükkânı kapatıp çıkıyor, insanların arasına karışıyor, çokça ve çocukça şiir yazıyor. Farklı beklentilere açık ve kendini yeni tecrübelerle sınamak istiyor. Şiirlerinin genel teması olan “derinden fışkıran eylemselliğin” peşinden gitmek, bu akıntıya katılıp/kapılıp kendinden geçmek istiyor artık. Arınmış, saf şiire ancak o zaman ulaşacağını düşünüyor.
Bu filmin çekilmiş olmasını nasıl değerlendirmek lazım? Varoluş kaygılarıyla, -ya da her neyse- ortaya çıkarılmış bir esere nasıl davranmak lazım? Organizmanın, doğada kendi gibi olmayana bir başkaldırısı. Nasıl davranılması gerektiğini bilememek. Bir davranış/yaşayış modeli geliştirme içgüdüsünden yoksun olma; bu eylemi gerçekleştirmenin “saçma” olduğunu en derinden hissederek. Ne kadar yaşasak da hiç bir şeyi anlamlandıramamak üzerine bir film. İstenç ve tasarım olarak film –bu film- belki de görülmesi gereken bir filmdir. Önceliklerimizi belirleyen acılar ve mutlulukların dışında, sıralamayı değiştirecek değişik hisler de olduğunun farkına varmak için, belki de bu filmi görmek iyi gelebilir bünyelere.