kalem oynatan ile ayı oynatanın buluştuğu yer...

25/5/2009 - JÜBİLE 2

**

Palmiyeler… Palmiyeler… Palmiyeler arasında ince bir palmiye köküne takılı kalırdı bakışlarım. Tatil pazarlayan acentenin duvarındaki bu manzaradan bahsediyorum. Bir iguana, bukalemun kırması sürünürdü kadraja girmeyen kısımda. Arkasından ben sürünürdüm. Kadraja girebilmek, duvardan süzülüp konforlu acente koltuklarından birine kurulup bir tatil yeri seçmek isterdim. O güzel manzaranın yapıştırıldığı duvarı yapan duvar ustasının gömülü olduğu kimsesizler mezarlığını bulmam kolay olmadı. O manzaraya bakılıp alınan her tatilde payı olmalıydı. Bir gece yarısı çıkardım mezarından zorlukla. Yaz sıcağının geceye kattığı serin rüzgâr mezarlığın ağaçlarının yapraklarını, bebeğini sallayan ana şefkatiyle sallıyor, o tatlı hışırtı da ninni gibi oluyordu. Her an uyuyabilirdim. Ustayı bir çuvala koyup yıldızları seyretmeye daldım. Ustanın varlığı romantizmi bir parça öldürüyordu ama katlanılır gibiydi. Gündüz 12:15’de, Temmuz sıcağında ustayı sırtlayıp acentenin yolunu tuttum. Hışımla kapıdan girip ustayı manzaranın önüne fırlattım. Yer beğenmeye çalışan iki kızı enselerinden kavrayıp zorla da olsa ustayla tanıştırdım. Sıra dışı bir tatil olacaktı onlar için. İroninin tadını kaçırmıştım.

 

**

Hastane yemeklerinin hastasıyım. Hastalığımın sebebi, hastane yemeklerinin hastası olmam. İştahla yiyorum, yedikçe bu hastalığım hiç geçmiyor. Üzerimde binlerce tetkik yapılmasına rağmen hastalığımın sebebini bulamadılar. İnşallah bulamazlar. Hastasıyım hastane yemeklerinin.

 

**

Malik'in filmlerindeki kahramanlar gibi içsesimi dinliyorum. Duyan başkası var mı acaba? Ne düşünsem ne söylesem dublaja, altyazıya dönüşüp özünü yitirecek.

Trendeyiz. Can sıkıntısı had safhada. Kasvetli bir Pazar öğleden sonrası. Bakırköye gidiyorum. Kanyak şişemi çıkarmışım usul usul demleniyorum, umursamadan karşımda oturan iki takkeli cüppeli genci.

Vatman da o an demlenmekte, camdan görüyorum. Rakı, beyaz peynir, kavun...daha ne olsun. Canım çekiyor, bakışıyoruz. Şerefe anlamında kanyak şişemi kaldırıyorum. Gülümseyerek karşılık veriyor. Biz vatmanla bakışırken 30'larında güzel bir kadın raylara atlıyor. Kimse tepki vermiyor, sanki bütün vagon, bütün tren çakırkeyf. Sanki aşk treni bu. Yolda karşılaşılacak bütün aksilikleri şimdiden umursamayarak bizi aşk adasına götürüyor. Sanki bizi, boynumuza çiçekten çelenk takmak için sabırsızlıkla bekleyen esmer yerli kızlar var orada.

Karşımdaki gençlerin bana kızdığı belli. Ağır ağır Soğuksu İstasyonuna doğru ilerlerken gözüm uzaklarda. Beni terkeden kızları düşünüyorum ya da benim terkettiklerimi. Nedense hepsi özürlü, yaşlı ya da çok çirkindi.

Boğazımda bir acıyla irkilip kendime geliyorum. Karşımda oturan takkeli, cüppeli, köse genç 99'luk tespihi bir kement gibi sallayıp boğazıma geçirmiş vaziyette. ''Yeter içtiğin!'' diyor, ''cehenneme gideceksin.''

''Bu trende, bu vagonda aynı istikamete giden bizler, dünyada yaşayan varlıklar olarak da aynı yere gitmeyecek miyiz? Bence hepimizin kaderi/sonu aynı.''

Etkileyici sözlerim üzerine tesbihi gevşetiyor. Bir çırpıda yanıma atlıyor. Bana bir anlamlı bakış atıp, pencereye doğru dönüyor yüzünü. Ani bir hareketle takkesini fırlatıp atıyor dışarı, trenin açık penceresinden. ''Bir yudum versene'' diyor, yarıladığım kanyak şişesini tatlı tatlı sallarken ben.

Bir sigara yakıp derin bir nefes çekiyorum. ''Bu kadar çabuk karar değiştirme'' diyorum, ''belki de doğru yol seninkidir.''

Bir süre bakışıyoruz. Yağlı ve hantal bir fokbalığı gibi acemice kıpraşıp karşıya geçiyor tekrar. Cübbesinin cebinin derinliklerinden yedek takkesini çıkarıp, pişman gözlerle usulca geçiriyor kafasına. ''Özür diliyorum'' diyor, kendine benzeyen arkadaşına. ''Bir an şeytana uydum.''

Kanyağımı yudumlamayı sürdürüyorum. Canım hala sıkkın. Pisliğin tekiyim.

 

**

Kumar oynuyoruz ama parasına değil annadın mı, kafataslarımıza. Kazanan kaybedenlerin öldüklerinde kafataslarını alacak ve evinin güneş gören duvarına asacak, dostluk hesabı. Poker oynuyoruz, purolar ve viski cabası ve cumartesi akşamı. Sanırsın bir Amerikan filminden bir sahne.

Karşımda Halis oturuyor ve arkasında sevgilisi şişme bebeği Neriman var. Bebeğin plastik kollarını omuzuna attırmış, havaya giriyor bir aşkın özlemini az da olsa dindiriyor. ''Ne atıyım Neriman?'' diyor. Neriman da ses yok, ki mümkün mü? ''Ya siterim Nerimanını, hadi oyna'' diyorum, kızmışım kafatasım canlanıyor gözümün önünde Halis'in güneş görmeyen köhne evinin duvarında.

O da bana küfür ediyor. Dayanamıyorum çekiyorum çakaralmazımı vuruyorum oracıkta Nerimanı. Halis bu durumda ortalığı yıkması gerekirken çok soğukkanlı. 'Hah şimdi çıldıracak' diyorum yaptığımdan pişmanlık duyarak. Şişme bebek Nerimanın düştüğü yere bakıyoruz, hala şişik sanki mermiyi o yememiş. Yine de acele etmeli, müdahele etmeliyiz.

Telaşla mutfağa koşuyorum ocakta bıçağı kor gibi yapıp, sıcak havlu, bir kova su içeri koşuyorum. Kemalettin babasının bisiklet dükkanına koşuyor pompa almaya. Halisi, merminin girdiği yere can havliyle nefes basarken -hayat öpücüğü gibi birşey- görmeyi beklerken sapsakin bir adam görüyoruz karşımızda. ''Metin ol genç'' diyoruz, üzüntüyle.

Halis dudaklarında bir yarım gülümseme bebeğin üstündeki tişörtü çıkartıyor. Bir de ne görelim: Çelik yelek. ''Biliyordum, içinizden birinin bir çılgınlık yapacağını'' diyor, ''ve ben Nerimanımı asla savunmasız bırakmam.'' Çıkarıyor 2000 sigarasından. ''Yakın birer kalite keratalar'' diyor. Yakıyoruz, ciğerlerimiz bayram ediyor.

 

**

Kimliksizliğimden utanamayarak uzaklara baktım. Gitmek istiyordum ama nasıl? Dalgaları tek başıma, şafağa yakın dinlerken ve seyrederken bir karaltı gördüm dalgaların arasında. Ben denizin ufuk çizgisinde kaybolmak, aşıp gitmek isterken, tersine oradan bir karaltı karaya doğru yaklaşıyordu. İyice yaklaşınca bir denizkızı olduğunu gördüm. Ateş sönmeye yüz tutmuşken biraz geç kalmışlık da vardı. Bana ellerini uzattı, karaya çıkmak istiyordu. Yunus balığı gibi 'vıyk vıyk' sesleri de çıkarmasa romantizm doruktaydı. O'na gitar çaldım, kanyak içirdim. Kendinden geçmişti. Aç ve şehvetliydim. Ateş sönmeden çabucak belden aşağısını ayırıp nazik ve tatlı bedeninden ateşte kızartıp yedim. İri ve kalın kılçıklar romantizmi biraz daha zedelemişti ama doymuştum ve sıra başka birşeye gelmişti...

**


Böcek koleksiyonu yapan bir hahamın böceklerinden birinin kavanoz aralığından çıkması. Halıda yürürken hahamböceğinin hamamböceği ile karşılaşması. Ha haham, ha hamam...

**

Gecelerin adamı ölüsevicinin biri -adı mortallover- genç ve güzel bir kadına aşık olur. Kadın da adamımızdan hoşlanır, yakışıklıdır da arsız olduğu kadar çünkü. Ama adamımız bu şekilde olmasına alışık değildir. Kadını reddeder.

Aradan günler geçer adamımızın tuhaf karizması genç kadının hala başını döndürmektedir ve bu hınzırı bir türlü unutamamaktadır. Bütün yalvarmaları boşunadır adamımıza. Adamımızın stili bambaşkadır ve bunu da açık etmekten ölesiye utanmaktadır. İyice uzaklaşır kadından, kendinden haber alamayacak şekilde cep telefonun kapsama alanının dışına kadar kaçar.

Talihsiz kadın bu ayrılığa daha fazla dayanamaz ve intihar eder ve ölür. Cenaze törenini kendi evinde olmanın rahatlığıyla uzaktan izleyen adamımız ağlamaklıdır. Bir an öylesine çılgınca bir kahkaha atıverir anlamsızca. O an dikkatli bakan herhangi birinin görebileceği ağzındaki bütün dişler altındır ve sevdiklerinden birer hatıradır.

Herkes uzaklaşınca mezarlıktan, sıcak yuvalarına gitmek adına. Adamımız yaklaşır mezara usulca. ''İşte bu benim stilim'' diye mırıldanır, bir taraftan talihsiz kadının mezarının toprağını okşarken.

**

bir balerin tanırdım. hüzünlüydü ve tek bacaklıydı. ''sıfıra yat'' derdim ''güzelim'' usulcacık yatardı, ağlardı. kan birikirdi burun deliklerinin o karanlıklarında. susardı sonra, kederle örülmüş bir örümcek ağına yakalanmış bir dişi kelebek gibi. kim bilir sonraları sıfıra yatmaz olmuş muydu? tek bacakla kısa sürecek olan bale yaşamından sonra hızla aldığı kilolalarla arası nasıldı? kim bilirdi bu hüzünlü, yalnız ve çirkinliğinde gizli bir güzellik yansıması olan bu kız şimdi ne haldeydi? içiyor muydu, hayata, insanlara, olmayan bacağına duyduğu özlemin öfkesiyle sahte bir dostluk mu kurmuştu kadehlerle? daha fazla şey öğrenmek isteyen konformist küçük burjuvalar için 10 dakikalık bir ruh boşalımı mıydı? yeterli malzeme sağlayamadı belki yaşarken tatlı su burjuvalarına, ama öldüğünde tanıştığı bir ölüsevici ona geç kalan tatmadığı hazları yaşatacaktı belki de, kimbilir...

**

ıÜüBir ölü tırtıl. Bir kibrit kutusunda unutulmuş, kelebek olmayı beklerken. Ondan bu beklenirken. Kurumuş. Dönüşümün bir an önce olmasını isteyen; bilinciyle tırtılı buna zorlarken; tırtılın yumuşak gövdesi acı ile dolmuş. Bütün isteğini tırtılın gövdesine akıttığı için çocuk, unutuvermiş tırtılı kibrit kutusunda. Konteynırda havasızlıktan ölen Çinli göçmenler gibi acıyla kıvranmış bir süre. Varoluş acısını bastırmış, bedenin hayatta kalma arzusu. Kurşun tabuttan farksızken bedeni için, kibrit kutusu. Ve arzu, görünmez çizgiyi geçince, kıvrandıran acıya dönüşmüş. Kibrit kutusunun tatlı salınımlar yaptığını gören bir sinek, içinde hissettiği özgürlüğün ağırlığıyla kutunun üstüne konmak zorunda kalmış. Tırtıl son nefesini vermeden, nasıl bir kelebek olmak istediğini anlatmayı başarmış sineğe. Özgürlüğe kanat çırpan koyu kırmızı kanatlardan bahsetmiş. Sonsuz evrende kendini sıkışmış hisseden insanın, görünmez kanatlarıyla durmadan çırpınıp koyu kırmızı kana boyanması gibi tıpkı. Tıpkı onu kibrit kutusunda unutan çocuğun büyüdükçe, yarasının da büyümesi gibi. Akan koyu kırmızı kana bakan, tırtılı hatırlayan sineğin göğe acısız kanat çırpmasıyla her şeyin unutulması...

**

Bunlar son kelimelerim.. Son iç çekişlerim.. Bir bukalemun aymazlığıyla saf değiştiriyorum artık güçlünün yanında.. Ve anlamsız artık belki de sizleri güldürmek, siyasete bulaşmak dururken.. Ve ben işe gidiyorum, akşama dönücem.. Dolapda taze fasulye, günü geçmiş bir kase yoğurt, yumuşamış 3-5 domates.. 96.2 frekansında artık can yakmayan rock müzik.. Artık güldüremeyen yaşlı bir palyaçonun acınası sakarlığıyla sendeleyerek yemek masasına ilerlemek.. Hayatı boyunca eline isteksizce geçen fırsatları isteyerek değerlendirmeyen kahrolası bir eşitlikçi.. Çöldeki ölmek üzere olan bebeğin başında bekleyen akbabalarla kan bağlarından duyulan rahatsızlıkla bütün kanını değiştirmek istemek acemi bir hemşirenin göğsüne yaslanarak. Ve daha birçok anlamsızlık kumkumasına sarmalanıp tuhaf acılar ve mutluluklar yaşayarak değersiz hayatını biraz daha azaltmak...

**

                                               F  I  N


 

Buraya kadar okuduysan aslında oyunda 10-15 dakika kaldığımı, jübilemi yaptığım için çıkmam gerektiğini anlamışsındır.

 

Yorum yaz!

2009-05-30 12:11:30 - gel-git ya da dark side of the moon

Yazan: tursusuyu
benim gidişlerim, geri gelişlerim, tutarsızlıklarım meşhurdur.. davranış bozuklukları üzerine komik ve dramatik şeylerden bahsetmek.. -mek ve -mak lı bitişlere düşkünlüğüm, okurlar, gülerler, tebessüm ederler, unutup geçer giderler.. yerde yaralı bir sürüngenin kurumuş kanı kalır, kendi toprağın derinliklerine inmeyi başarmıştır sonunda..
Bağlantı

2009-05-30 01:18:36 - ilk ve son( ne yazık)

Yazan: isimsiz
Blogunuzu uzun zamandır takip etmeme ve hayranlık duymama rağmen hiç yorum yazmamıştım. Hoş, şimdi yazacaklarımda yorum değil. ''Jübile olmasın'' demek gereksiz, olmuş çünkü(bu cümleyi yazmam kadar gereksiz). Bitiş, gidiş, terkediş, vazgeçiş ya da eniyisi ''son'' un geldiğini anlayınca... of herneyse.
Yazmaktan vazgeçmiş, ama yazdığı dönemlerde jubilesini yapandan ilham alan birinin, son isteği olsun: Bugüne kadar eklediğiniz yazıları silmeyin lütfen.En azından arada bir eski yazılarınızı okuma fırsatım olsun. Belki bu, aklınızdan bile geçmedi.''ya silerse'' tedirginliğinden yazdım.
Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Taş zemine atılmış kilimin üstünde uyumakta olan fakir, yarı-bilgenin ayağına takılır. Fakirin rüya alemindeki bütün camdan labirentleri tuz buz olur. Yarı-bilgenin de uyuşuk beynindeki bütün çıkmaz yollar silinir. Birbirlerine muhtaçtırlar artık. Kendileri için yaratıldığını düşündükleri suni evrende yürümeyi sürdürürler. Nereye kadar? Saçmalık uzar gider, tahammül edilemeyecek bir noktada yerini huzura bırakır.

Kategoriler

Arkadaşlarım

Blogcu Yardım
yoket8
dilsizmutercim
bilogger
jeshem
micheck