Anasayfa / Genel / ISLAK DEMİR

ISLAK DEMİR

<object style="height: 390px; width: 640px"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/Mco7tykIHT4?version=3"><param name="allowFullScreen" value="true"><param name="allowScriptAccess" value="always"><embed src="http://www.youtube.com/v/Mco7tykIHT4?version=3" type="application/x-shockwave-flash" allowfullscreen="true" allowScriptAccess="always" width="640" height="390"></object>

 

 

    Balta girmemiş bir ormanın derinliklerinde, örtüsü üstünden alınmış, güneşe karşı çırılçıplak toprak. Acı ile kavrulan toprağın gözyaşları yumuşatıyor bedenini. Bir bebek kokusu yayılıyor çatlakların arasından gökyüzüne, güneşe doğru. Sular yükseliyor. Denize kavuşamayacak olsa da su, bir denizkızı armağan etmesiyle güneşin, susuyor.

 

   ''Balta girmemiş ormanlarda yitirdim denizkızımı, aşkımı'' diyor, kadehleri tokuştururken balıkadam, beraber içtiği balıkçılara. Sandalda dört kişiler. Üç balıkçı, bir balıkadam. ''Deniz adamı denizde ölür arkadaş. Karada ölmek ihanet olur yoksa. Balığı bile denizde tutup karada yerler. Oyuncunun sahnede ölmek istemesi kadar kutsaldır, balıkçının denizde ölmek istemesi.'' İhtiyar balıkçı çok içtiği için mi böyle konuşuyor, her zaman mı diye düşünmekte balıkadam. Umursanmadığının farkında aşkının. ''Siz yüzeydesiniz, ben derinliklerindeyim denizin. Sizden daha çok şeyin farkında olduğumu ve bildiğimi kabullenmelisiniz'' diyor, sesini yükselterek. Balıkçılardan biri alkolün etkisiyle olsa gerek, ''sen çok oldun ama!'' deyip balıkadamı ittiriyor. Suya düşen balıkadam bu gibi durumlara alışık. Dibe doğru hızlanırken, öfkesini yosunlardan çıkaracağı besbelli.

 

   Gölün kıyısına uzanmış denizkızının altın sarısı pulları göz kamaştırıyor. Beynimizin derinliklerinde bizden bile saklanan en büyük sır gibi gizemli, ormanın derinliklerindeki bu gölde yaşamaya başlayan denizkızı. Pullarını koklayan tilkinin başını okşarken anlatıyor: ''Yumuşak tüylerine dokunmamın bana verdiği mutluluk, başını okşamanın sana verdiği mutluluğa eşdeğer olsun, sivri dişli yaratık. Benden koparacağın etime karışır yoksa acım. Kusarsın, pişmanlığına karışır kanım.'' Tilki daha da uysallaştı bu sözler üzerine, okşanmaya devam ederken.

 

   Balıkadam kıyıya çıktı. Oksijen tüpünü yanına bırakıp nefeslendi. ''Godot'yu beklemek gibi bir şey bu'' diye mırıldandı. Aşkını denizde aramanın tuhaflığıyla mırıldanmaya devam etti; ''hayır, hayır, bu beklediğim daha da ulaşılmaz olmalı. Şu kahrolası koca evrenin ve onun prototipi küçük beynimin neresindesin sevgilim?'' Bir kez daha iç cebinden kanyak şişesini çıkarıp kafasına dikti. Boş şişeyi denize doğru fırlatırken fısıldadı; ''Dışımda koca bir evren, içimde koca bir evren. Aralarında daracık, bir asma  köprü beynim. İki inatçı keçinin tıkadığı diğer köprü beyinlerden farkım, yıpranmış köprümün üstüne bıraktığım çılgın aklım.'' Dalgaların geri getirdiği kanyak şişesi başına isabet edene dek uyuyakalmıştı kıyıda. Yarı uyanık şişeyi ağzına götürdü. Tuzlu deniz suyu midesine dolduğunda öfkeden köpürüverdi. Şişeye savurduğu ağza alınmayacak küfürler, tatlı bir melodiye dönüşüyor, bir balet kıvraklığıyla şişeyi yumruklamasına estetik değer katıyordu.

 

   Maymunlar muzla besliyorlar denizkızını. Denizkızı da onlara yüzme öğretme gayretinde. Yüzmeyi çabuk öğrenenler, kıyıdaki cesaretsizlerle dalga geçiyor. Kıyıların kızgınlıkla göldekilere fırlattıkları muzlar havada kapılıyor. Muzları yiyen göldeki maymunlar kabukları geri fırlatıyorlar. Kısa sürede hayvan hayranlarının artmasıyla, orman denizkızının krallığına dönüşüyor. Göl artık bir toplanma yeri, en vahşi hayvanların bile kabullendiği.

 

   Balıkadam tek kişilik kulübesinin iktidarını bile elinde tutmakta zorlanmakta. Sahili temizlemek isteyen yıkım ekibi büyük tehdit unsuru hala. Kimi zaman yıkım ekibinin araçlarına bayat balık atarak tepkisini gösteriyor. Kimi zaman yerini sadece kendisinin bildiğini iddia ettiği, denizin dibindeki yüklü hazineyi paylaşma teklifiyle savuşturuyor ekipleri. Memleketin ilk balıkadamlarındani dedesi Nusret Bey'in duvardaki resmine bakıp haykırıyor: ''Dede, dede! Sen ki şanı yüce devletimize ilkleri kazandıranlardan birisin; bu resmin bir konağın, bir köşkün duvarında asılı değilse, bil ki bunun en büyük suçlusu sensin! Ne olurdu har vurup harman savurmasaydın da, bu yeteneğinin farkına varılmamış torununa yüklü bir servet bıraksaydın.'' Kanyak şişesinin dibinde kalan birkaç damlanın tadını çıkartıp şişeye söyleniyor; ''bitmek zorunda mısın alçak! Dedemi bitirdin, beni bitirdin, bari sen bitmeseydin.'' Böyle dibe vurduğu zamanlarda hep dalar. Dalınca rahatlar. Oksijen tüpünü kuşanırken, dedesinin resmini öpüp özür diliyor. ''Gitmeliyim'' diyor, ''dede sen de bilirsin ki, dibe vurmanın tadını dipte çıkarmak gerekir.''

 

   ''Yaşlılar, hastalar ve gönüllüler şu tarafa ayrılsın!'' Denizkızı'nın bu sert buyruğu ile şaşıran hayvanlar telaşla denileni yapıyorlar. Denizkızı aynı sertlikte devam ediyor: ''Varlığımızı devam ettirebilmemiz, bir kısmımızın kalan kısmımız için yapacağı fedakarlığa bağlı arkadaşlar. Bu gönüllülerden ve diğerlerinden oluşan asil topluluk kalanlarımız tarafından hiç unutulmayacak, isimleri kuşaktan kuşağa aktarılarak yaşatılacaktır. Bedenleriniz çiğnenirken, sindirilirken ve çıkartılırken, yaptığınız fedakarlık doruğa ulaşıp gökyüzüne, Tanrı katına yükselecek. Dolu midelerimizin keyfiyle, adınıza en güzel kahramanlık türküleri söylenecek. Sizi hiç unutmayacağız.'' Denizkızı korumalığını yapan üç iri gorile, ayrılanları nasıl kesip kurutacaklarını el hareketleriyle anlatıyor. Hastaların ve yaşlıların karşı koymaya ne gücü var, ne de istekleri. Gönüllü olanların da, gururları ve tarihe birer kahraman olarak geçme hevesleri, bu karara karşı çıkmalarını engelliyor. Goriller bir cellat soğukkanlılığı ve kasap titizliğiyle çalışıyorlar. Göl hızla kırmızılaşırken, denizkızı suyun içinde yaptığı tuhaf figürlerle hayvanları şaşırtmaya ve büyülemeye devam ediyor.

 

   Balıkadam alkolün verdiği coşkuyla yunuslarla yarışıyor. Adrenalinin kokusunu alan yunuslar, balıkadamın etrafında daireler çiziyorlar. Kör bir balıkçı bu coşkulu anın fotoğrafını çekiyor. İçinde kalan son kızgınlık kırıntısını da, bir yunusu yanlarından tutup silkeleyerek gideriyor balıkadam. Sol yumruğunu havaya kaldırıp, ''bir gemi geçse önümdem, ben de içinden geçsem'' diye haykırıyor, ufuk çizgisine doğru bakarak.

 

   Denizkızı'nın canı kurumuş yunus eti çekiyor. Etrafına toplanmış orman hayvanlarına bakıp, ''hangisinin etinin tadı, andırır yunus etinin tadını'' diye mırıldanıyor. Yeni durumdan memnun olmamış gözlerle kenarda fısıldaşan tavşanlar, denizkızının dikkatini çekiyor. Gorillere yaptığı bir el işareti ile, tavşanları önüne getirtiyor. İki eliyle iki tavşanı boynundan sıkıp, gölün dibine sokuyor. Gölün dibini dalgalandıran tavşan çırpınışları sona erdiğinde, denizkızı iki elinde iki ölü tavşanla gölün kıyısına yanaşıyor. ''Kurtaramadım onları'' diyor, ''yaşama veda etmenin tatlı coşkusunu doyasıya tadarcasına çırpınıyorlardı.'' Diğer tavşanlar ölmüş arkadaşlarının cesetlerini almak isterken, denizkzı onları durduruyor. ''Durun! Onlar gömülemez. Onlar birer kahraman artık. Su da ölen her kara hayvanı sonsuz okyanusun derinliklerinde, varlığının ağırlığından kurtulup gezen bir yunusa dönüşür. Dönüşümün tamamlanması için etinin yenmesi gerekir. Hadi o zaman, ateş yakın. Arkadaşlarımızın dönüşümünü tamamlayalım.''

 

   Balıkadam yunuslara veda edip kıyıya çıktığında, gördüklerine inanamıyor. Kulübesini yıkmışlar. Daha önce hiç bu kadar öfkelenmemişti. Küfürler savurarak yerle bir olan kulübesine doğru koşuyor. Gözyaşları saçlarından süzülen deniz suyuna karışıp, yerdeki dedesinin resminin üstüne akıyor. Sanki beraber ağlıyorlar. Deniz ile gökyüzünü birleştiren o kahrolası çizgiye, ''beynimi sokan yılan'' dediği, hiçbir zaman ulaşamayacağını düşündüğü o çizgiye nefret dolu gözlerle bakıyor.

 

   Denizkızı kurduğu düzenin çatırdamaya başladığını görmekte pek fazla gecikmedi. Bir gece yarısı herkes uyurken, sadık bildiği gorilleri denizkızını kuyruğundan ağaca astılar. Yüzlerce hayvanın canını alan körelmiş bıçak, denizkızının etine değdiğinde körelmiş bilinci uyanıverdi. Korku ile karışık eylemi onaylayan bir bakış, gorillerin gözbebeklerinde yansıdı. Denizkızı'nı insan kısmı ile balık kısmının birleştiği yerden keserek iki parçaya ayırdılar. Balık kısmını yeyip, insan kısmını kanın kıpkızıl ettiği göle fırlattılar. O an gerçekleşen şey, insana özgü olan 'alışılmadık bir durum' kavramını, goriller için de geçerli hale getirdi: Önce denizkızının kesik bedeni, göl suyuna karışmış kanı bir sünger gibi emdi. Emerken de büyüyüp yuvarlak bir şekil alıyor, küçük kızıl bir güneşi andırıyordu. Göl, kor haline gelmiş cismin sıcaklığıyla fokurdamaya başladı. Kısa bir süre içinde buharlaşıp yok oldu. Yuvarlak, kor halindeki cisim, yüksek bir yerden düşüp betona çakılan bir insan kafatasının parçalanıp dağılmasını andırırcasına, parçalanarak gölün oluştuğu boşluğa yayıldı. Bu durum da uzun sürmedi. Parçalar sıvılaşarak, kurumuş toprağın çatlaklarından içeri süzülüp, geride hiçbir iz bırakmadılar.

 

   Balıkadam, bütün deniz giysilerini ve araçlarını denize fırlatarak, bütün sıfatlarından sıyrıldı. Denizden oldukça uzak, bir Orta Asya şehrinde yaşamakta olan amcasını ziyaret etmek üzere yola koyuldu...

 

 <object style="height: 390px; width: 640px"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/ckWyHmvtyWw?version=3"><param name="allowFullScreen" value="true"><param name="allowScriptAccess" value="always"><embed src="http://www.youtube.com/v/ckWyHmvtyWw?version=3" type="application/x-shockwave-flash" allowfullscreen="true" allowScriptAccess="always" width="640" height="390"></object>

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !
Bu içeriği duvarında Paylaş
  • Bu içeriği arkadaşlarınla paylaş!
  • Yeni içerikler bul!