14/8/2007 - CEVİZE DÖNÜŞEN BEYİN

''Sabahları Napalm kokusuna bayılıyorum'' Lt. Colonel Bill Kilgore (Robert Duwall)
Apocalypse Now (1979) Yön: F.F.COPPOLA

Kaldırım taşlarını dişiyle sökmeye çalışan bir adamı alaycı bakışlarla seyreden diş hekimlerinden birinin, arkadan yaklaşarak sessizce gırtlağını kesiyor, kaldırımdaki delinin akıllı arkadaşlarından biri. Alaycılık yerini Vegas'ta korku ve dehşete bırakıyor. Beyaz önlüklüler önlüklerinin hakkını veremiyor bir süre. Hırıltılar arasında evrensel yolculuğa beş kala pamuk tıkıyorlar kesik gırtlağa. Kaldırımdaki deli şimdi alaycı bakışların yeni sahibi. Bu tür terörsel uygulamalar töresel anlamlar da taşımıyor değil antikahramanlarımız için. Kaçma vakti, yeni kaldırım taşlarını dişlemek adına.

Düğünümde edilgendim, cebimdeki leblebileri yemekle ve beyazlıklarını düşünmekle meşguldum. Herşey birileri tarafından ayarlanmıştı; bana düşen bu tuhaf ritüeli uygulamaktan ibaretti. Ama arkadaşın düğününde gördüm ki; özel şarkılar hazırlanmış, özenli ve nezih ortamlar oluşturulmuş, samimiye yakın hoş gülücükler atılmakta. Aklıma yediğim leblebiler geldi. Ceket cebimin derinliklerinde, karanlıkta bir başlarına durmakta olan zavallı beyaz leblebiler, tıpkı benim gibi.

Oysa daha yeni başlamıştık. Kaynayan kazanların başındaki uyuşturucu taciri keyifle kokluyor kazanları. Gergili bir adım atıp daha derinlerini koklama sevdasında kazanın. Kel arkadaşının maymununun az önce yediği muzun kabuğunu göremiyor haliyle. Gerginleşmek isteyen sağ ayak biraz daha açıldığında kabuğa basıp kayıyor. Antikahramanımız kendini kazanın içinde buluyor. Yeni bir tat, yeni bir renk veriyor bu güzel eylem, uçmakta olan kalabalığın dimağına.

Ağır atlar zamanı. Kurşun gibi ağır atlar fili alır. Sucukçu vezir bu anı kollamaktadır. Bekletmeden alır ağır siyah atı ve keser sur dibinde. Ağır siyah atın ağır kokulu kanı sıvar sur duvarlarını. Tuhaf bir coşku yayılır bütün bünyelere, şölen ateşi yakılır. Kör bıçaklı kasaplar gözleri bağlı olduğu halde, birbirlerini yaralamaya çalışır kahkahalar eşliğinde. Deliliğin sınırlarını aştın mı tadından yenmez olur hayat. Tadından yenmez.

Bu son dostum. Artık eve dönme vakti, Cennete. Babamızın kovulduğu yere. Bizi kapıda boyunlarında çiçeklerle yerli kızlar karşılayacak. Vurduğumuz adamların kızları. Her birimizin boynuna çiçekler takacaklar. Ve biz yanlış kapıda olduğumuzu anladığımızda, boyunlarımızdakinin dikenli tel olduğunu da anlayacağız.


Bir M-16'nın gölgesinde uyukluyorum.................. Güneş gözümü alıyor. Vurduğum bir arap mı yoksa dört ayaklı bir hayvan mı seçemiyorum. Üstlerim bunun pek de önemli olmadığını söylemişlerdi aylar önce buraya geldiğimizde. Kızgın çölün ortasında uzun lacivert bir asfalt düşlüyorum, ortasında seraptan işveli kızlar görebileceğim. Benim düşüm de bu şimdilik, kurumaya yüz tutmuş beyin sıvımdan kalanlarla ancak bu kadarını isteyebiliyorum. Vurduğum şeyin yanına kadar yürüyorum. Ama, ama... vurduğum güzel beyaz bir kızmış. Serap olduğunu düşünüp gözlerimi kapatıyorum.

Dünden kalanlarla karnımı doyuruyorum. Günden kalanlar şeffaf bir poşetin içinde yarını bekliyor. Bugünden dünü yaşıyorum, dün benim için hiç bitmiyor. Bu yüzden gelecek planları yapamıyorum. Son cümlelerimin etkisi bastırsın istemem üstteki cümlelerimin etkisini. Bu yüzden diyorum, sürmeli dünden kalanların etkisi.

Bir tavşan öldürdüm, kızıl bir tavşan. Son nefesini verirken yetiştim, eğildim dudaklarına fısıltısını dinledim: ''Tam da komünizmi getirmek üzereydim...''

|