Anasayfa / Genel / ÇATIRDAYAN SÜTUN

ÇATIRDAYAN SÜTUN

 

Kopya tablolar, orjinaline biçilen pahayı sabote ettikleri için para etmezler. Hatta taklit, sahte, kopya kimi zaman suç unsurudur. Oysa kopyanın da görünürde orjinalinden hiçbir farkı yoktur. Olaya böyle bakıldığında 35 mm çekilmiş bir filmin makaraları da, çoğaltılıp kopyalanan benzerlerinden üstün olmalıdır. Görünür de üstündür de. Bir filmi orjinalinden seyretmek ile bir kopyasından seyretmek arasında gözle görülür kalite farkı vardır ama bu da istisnai bir durumdur ve o orijinal kaliteyi sadece çok çok az kişi –bu işi kotaranlar- görebilecektir.

 

Bir şey çoğalmak için ödün vermek, bölünmek zorundadır. Her bölünme de beraberinde kalitesinden, orjinalliğinden bir parça daha kaybederek çoğalmayı sağlar. Düzenli bir artış için, periyodik olarak deforme olmak zorundadır. Kitap için de aynı şeyi söyleyebiliriz. Yazar sadece yazmakta olduğu kitap için –elindeki orjinal nüsha- emek harcamaktadır. Kitap basılarak her zihinde farklı okumalara yol açar. Bir başkasının elinde başka bir şeye dönüşür. Yazar bu durumdan çıkar sağlama hakkına sahip değildir.

 

Sonuçta her türlü yeniden üretimde, kopyalamada, basımda eserin sahibinin bir rolü yoktur ve hak iddia edemez. Bu durumda bir ürün haline gelen eserin de korsanı diye bir şey olamaz. Çünkü eser sahibi, orjinali dışında kalan kopyalardan hak iddia etmekten vazgeçmiştir. Tersine, sistem sanatçıyı buna zorlayarak orjinalini de sıradanlaştırmaya, sisteme hizmet eden bir ürüne benzetmeye çalışır. Bu yüzden, sanatçının sisteme muhalif gibi gözükürken, bu üretim sürecinde emeğinin hakkını araması ironiktir. Bu olumlu ve olumsuz eylem birleşerek sanatçıyı etkisiz kılar. (-1+1=0) Bununla da yetinilmemekte, eser sahibi eserini pazarlamak için de zorlanmaktadır. Eserin önemini zedelememek adına ortada gözükmemesi gerekirken, tam tersine her türlü medya organında boy göstererek eseriyle ilgili açıklamalar yapmakta, kendini tümden bitirmektedir. Eserine yabancılaştırılarak bir “korsan” gibi çalıştırılmaktadır. Eser sahibi de bu sistem içinde, maddi olarak hiçbir hak iddia edemez. Eserin ortaya çıkışından sonraki süreçte, eser sahibinin eserle ilgili yapacağı her eylem kendisine ve yaratıcılığına ve sonraki yapacağı eserlerine zarar verir, etkisini azaltır.

 

Sistemle işbirliği içinde olduğu görülen sanat da reddedilmeli, en azından ürün muamelesi yapılmalıdır. Ya da, reyonlara yeni gelmiş bir deterjanı abartıp, karşısına geçerek dakikalarca alkışlamak şaşılası bir durum olmamalıdır.

 

Sistemin ürettiği araç-gereçle, sisteme özgü emek-sermaye kurallarıyla, bütünüyle kapitalden destek alınarak çekilen bir filmin muhteşem olduğunu söylemek, sisteme vurulmuş bir tokat olduğunu haykırmak gülünçtür. Kutsanacaksa, sisteme özgü nesnellik içinde kalınmak zorundadır. Bunun dışına çıkmak imkansızdır. Bu imkansızlık, hemen hemen hepimizi teslim olmaya zorlamış ve kendi içimizde dönüştürerek sanatı el üstünde tutan, yapay bir beğeniyle bizleri donatmıştır. Bu yüzden, bu çaresizliğimizi gösteren, kayıt altına alan filmler görmezden gelinmekte, mutlu yaşantılarımız için bir tehdit unsuru olarak görülmektedir. Oysa bu tür filmler de, durumu kabullenmek adına hizmet eden, çözüm sunmayan/sunamayan filmlerdir. Kendi kederlerimizi, başkalarının –olmayan varlıkların- kederleriyle kıyaslayarak suni rahatlamalar sunarlar ve unutulup giderler. Ya da en hayırlısı unutmaya çalışmaktır.

 

Özet olarak; korsan diye bir şey yoktur. Kayıt dışı kopyalamanın tehdit gibi gösterilmesi, sistemin kendini korumak için, kendi işleyişinin de kopyalanarak kendi varlığına bir tehdit oluşturmaması için uyguladığı bir aldatmacadır. Bu yüzden sistemin oturmadığı bizim gibi ülkelerde, bu mücadele gevşektir ve savsaklanmaktadır.

 

İnternetten indirilen, izlenen filmler, müzikler, kitaplar vs. kısa devre yaptırılarak seri üretim sürecini ortadan kaldırmakta, bu süreç maliyetinin değer karşılığını –bilmeden de olsa- internete, sanal ortama aktarmaktadır. Yani sanal, illüzyon, simülasyon dediğimiz “gerçeğin yerine geçen şey” kutsanmakta ve değeri her geçen gün artmaktadır. Maddi karşılık beklenmeden açılan bloglardaki yazılar, her türlü site, kısa filmler ve her türlü aksiyon, enformasyon ve eserin akışkan hale getirilerek taşınması. Bunlara bakılarak bile, artık eser sahibinin yaptığı “şey”den bir maddi karşılık beklememesi gerektiği görülmelidir.

 

Sistem, ikinci aşamada interneti devreye sokarak, ilk aşamadaki klasik üretim sürecindeki karından ve çıkarından bir ölçüde vazgeçmiştir. Bu, insanlığı üçüncü aşamaya hazırlamak için oluşturulan bir geçiş sürecidir. Yani tamamen sanala gömülme öncesi dönem.

 

Para ortadan kalkmak üzeredir. Borsa tamamen sanal, spekülatif değerler oluşturarak hissenin değerinde ölümcül sapmalar yapmakta sakınca görmemekte, bütün bir yönetim modeli örneği sunmaktadır. Bu esnekliği, özgüveni, cesareti kendilerine model olarak almaya hazırlanan siyaset, politika ve ekonomik sistem, geçmişten gelen her türlü birikimle oluşan değerlerle oynamaya hazırdır. Eskiye özgü her türlü değer aşındırılıp yok edilmektedir. Televizyon, internet, basılı medya, haberin gerçekliğini emerek, kalanını olumlu olumsuz aşırılıklardan arındırarak önümüze fırlatmakta, insanlığı hareketsiz kalacağı bir geleceğe hazırlamaktadır.

 

Nasıl çalıştığını kavrayamadığımız bir araç gereç kullanmak bize bir eksiklik duygusu verirken, aynı zamanda ona sahip olmaktan aldığımız hazzı da anlamsızlaştırarak, o nesneyle olan ilişkimizi sıradanlaştırır; hatta yabancılaştırabilir. Hayatı anlayamama, kavrayamama da buna benzer sonuçlara yol açar. Kaçış böyle başlar. Denize düşen yılana sarılır. Gerçekten kaçan sanala sarılır.

 

Her şeyin sanallaştığı son aşamada, insanın maddi varlığı da bir tehdit unsuru olduğundan tamamen ortadan kaldırılacaktır. Belki de bunu bir avuç şirketin üst düzey yönetimi, akıllı bilgisayarlar ve düşünebilen robotlar yapacaktır.

 

Geriye dönersek, karşılıksızmış gibi elde ettiğimizi sandığımız filmler, müzikler, kitaplar vs. bize buruk bir tat vermekte, tuhaf bir tatminsizlik duygusu yaşatmaktadır. Bizi gelecekte tamamen içine gömüleceğimiz simülasyon evrenine hazırlayan oyunlar öncelikle çocukları baştan çıkarmakta, geleceğin büyükleri olan bu kesimi etkisi altına almaktadır. Sonuçta şu anki süreçte, kopya da olsa, orijinal de olsa bizi eğlendiren, gerçeği unutturan şeyler, birbirinden farksız şeylerdir. Gelecek şekillendirilmiştir ve değiştirilemez gibi gözükmektedir.

 

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !
Bu içeriği duvarında Paylaş
  • Bu içeriği arkadaşlarınla paylaş!
  • Yeni içerikler bul!