kalem oynatan ile ayı oynatanın buluştuğu yer...

18/9/2007 - AYLAK ADAM

 

 

Belediye otobüsünün kalkmasını bekliyoruz. Hava sıcak, yorgun, aç ve kalabalığız. Sanki Gettolara yerleştirilmeyi bekleyen yahudileriz. Birazdan iki nazi askeri gelecek, keyif için birkaçımızı kurşuna dizecekler ve kalanlarımız hayatta kalma savaşı vermeye devam edecek.

 

Otobüse biniyoruz nihayet. Yanımda bir yankesici, bir cüzdan araklamaya çalışmakta. ''Burada daha değerli bir şey var dostum'' diyorum, sırt çantamı göstererek ve ekliyorum: ''seyreltilmiş uranyum.''

 

Bileklerini kesmeye kıyamayan adamın hayatını kurgulamak adına yaptığı tüm karartma geçişleri uzadı zamanla; geçiş olma halinden, tüm karanlığı ile hayatının tamamı haline dönüştü. ''Tek bir aydınlık plan için neler vermezdim'' oldu son sözleri.

 

Portakal ağaçları arasında hızla kayboldu. Bileklerini kesmek için kuytu gölgelik bir yer arıyordu. Bulduğunda usturayı açtı. Sol bileğine az batırıp bakındı. Portakal toplayan güzel bir kız kendine bakıp gülümsüyordu. Bu sıcak gülümseme karşısında yeniden doğmuş gibi oldu genç adam. Usturayı arkasına saklayıp kıza gülümsedi. Kız o esrarlı, sıcak gülümsemesini koyulaştırıp elini usulca portakal sepetine attı. Genç adam bir portakal eşliğinde kendine saf bir aşk da sunulacağını düşünürken, kız sepetten çıkarttığı tabancayı ustaca şakağına dayayarak ateşleyiverdi.


son üçyüz yıldır insanların içinde yaşadığı toplum tipinin ipliğini pazara süren filozof. gerçi bunun için biraz geç kalmıştır ama artık kendisinin de kokusunu aldığı ama analiz etmeye ömrünün yetmediği, (bkz: deleuze)'un "post****** on control society" makalesinde belirttiği kontrol toplumuna geçmeye başlasak da analizleri hala çok önemli, açıklayıcı ve zihin açıcıdır. foucault'a göre geçtiğimiz üçyüz yıldır disiplin toplumu denilen toplumlarda yaşamaktaydık. disiplin toplumları insanları kapalı mekanlara tıkarak, orada mekana bir düzen içinde yayarak ve zaman dilimlerini düzenleyerek, kendisini oluşturan parçaların toplamından daha fazla üretken bir düzen yaratmaktadır. örneğin birey okula kapatılır, sıralara yayılır ve saat saat yapacakları planlanır. böylece bireyin enerjisinin, kendi doğal yaşamını, duygularını ve arzularını gerçekleştirmek gibi lüzumsuz(!) işlerde heba olması önlenir, bu enerjinin egemenlere harcanması garanti altına alınır. birey hayat boyu başlangıç modelleri hapishane olan bu kapalı mekanlardan birinden çıkıp birine girer (önce "aile", sonra "okul", sonra "kışla", sonra "fabrika", arada bir "hastane", muhtemelen "hapishane", eğer tamamen üretimsiz hale gelmişse "tımarhane").

(milleplateaux, 09.06.2004 12:07 ~ 24.09.2005 15:06

 

Gözetlendiğini düşünmesi, şizo/mazo/sado sınıfına giren birinci derece paranoyak olduğunun kanıtı raporu hala arka cebindeyken, ya da değilken, artık kim bilebilir bunların öneminin olup olmadığını? Ölmüştü ve 3-4 gündür mezarlığın sessiz sakinlerinden biriydi artık. İnsan öldüğünde bedenini değilse bile duygularını yanında götürebilir mi?

 

Kaza olduğunda ikimiz de arka koltuktaydık; ben ve karpuzum. Sallantı esnasında elimden fırlayıp ön cama fırladı ve parçalandı. Dışarıdan bakıldığında -dışardan bakan insan için feci bir yanılsama- dehşet görünüyordu. Dışarı saatler sonra -keyfi olarak oturmuş şöförle çene çalıyordum- çıktığımızda ağlamaktan kan çanağına dönmüş gözleriyle akrabalarımız gördüklerine inanamamışlardı. Olan karpuza olmuştu. Crash Cours On Brain Surgery..

 

Her iktidar bir cinayettir.. (alıntı)

Akşam çok acıkmıştım, ellerim titriyordu. İlham perimi kesip yedim. Bundan sonra sadece yemek tarifi verebilirim, özür dilerim.

 

Macbeth'in cadıları gibi 3 kız, oturmuşlar yan masaya beni çekiştiriyorlar. Eminim geleceğimi şekillendiriyorlar. Kariyer planlaması bu olsa gerek. Patronumu alt edip yerine geçmek. Masalarına alevli bir meze gönderip karşılık veriyorum. Pagan kişiliğim depreşmeden, metafizik sularda biraz daha kulaç atıp ateşin etrafında dört dönen bu 3 cadıyı/kızı keyifle seyrediyorum.

 

Bütün melankolikler aynı zaman da alkolik. O zaman bu bir Epidemic. Veba -A.Camus-  bir burjuva ailesinin pazar kahvaltısından -brunch daha irkiltici olur- bahsetmişti, dişlerimiz daha da keskinleşmişti.

 

Bu, bu bir ''kaçış hali'' İftar çadırında cinayet. Bedenimi yerleştirebileceğim hayatıma geçici olarak da olsa anlam katabileceğim bir duruş yeri olarak -çıldırmamı geciktirecek bir yer- iftar çadırı kuyruğuna girmeye karar verdim. Sıra bana geldikçe arkalara geçiyordum. Bir çocuk saflığıyla, coşku dolu kıpırdanmalarla kuyruk iyice azalınca fark ettim ki, amaç karın doyurmakmış. Kuyruk bittiğinde tek başıma kalmıştım. Etrafımda benimkine benzer bir amacı benimseyen kimse yoktu.

 

Foucault's Pendulum (fuko sarkaçı) seyrederken dalıp hipnotize olan müze ziyaretçileri kendilerine geldiklerinde herşeylerinin çalındığını fark ettiler. Fark etme eyleminde bayağı zorlandılar,çünkü sarkaç akıllarını almıştı.

 

 



Yorum yaz!

2007-10-01 19:47:38 - ramazan kuyruğu

Yazan: payitaht(Bilal)
"Bu, bu bir ''kaçış hali'' İftar çadırında cinayet. Bedenimi yerleştirebileceğim hayatıma geçici olarak da olsa anlam katabileceğim bir duruş yeri olarak -çıldırmamı geciktirecek bir yer- iftar çadırı kuyruğuna girmeye karar verdim. Sıra bana geldikçe arkalara geçiyordum. Bir çocuk saflığıyla, coşku dolu kıpırdanmalarla kuyruk iyice azalınca fark ettim ki, amaç karın doyurmakmış. Kuyruk bittiğinde tek başıma kalmıştım. Etrafımda benimkine benzer bir amacı benimseyen kimse yoktu."

gerçekten yaptın mı bunu?? Bana çok gerçek geldi..
Bağlantı

2007-09-26 21:14:36 - ...

Yazan: farmau
Portakal ağaçları her zaman davetkar görünür ,belki de turuncunun suçudur hepsi:)

****************************************************************
sonu klişe ama olsun.. hiç gitmediğim halde antalya'da geçtiğini düşündüm bu hazin olayın.. portakal ağaçları diyarında.. Newton'da yer çekimi yasasını o ağaçların birinin altında yatarken bulmuş derler..

Düzenleyen tursusuyu gün: 1/10/2007 saat: 14:14
Bağlantı

2007-09-20 17:23:57 - Sorun değil

Yazan: isimsiz
Hiç sorun değil. Yeri gelmişken sitende en beğendiğim yazı, ameliyattaki babasını bekleyen çocukla ilgili olan. Gerçekten güzel. Birkaç kez okudum. Ben de tam 16 yıldır babamın ameliyattan çıkmasını bekliyorum. Birkaç kez el attım çıksın diye ama, olmadı :) Siteni her açışımda okuyorum, ama hiç yenilmiyorum. Ellerine sağlık, güzel yazılarının devamını okumak ümidiyle...

*************************************************************************
sen şu göğsüne koca taş konduğu halde yolundan dönmeyen erdemli kişinin adaşı mısın? niye 16 yıl? bilinçlenme tarihinin başlangıcı mı? o yazıyı ben de seviyorum. saf anarşist bir eylem olduğundan belki de.. bana aittir ama mülkiyette hırsızlık ise sahiplenmiyorum..

Düzenleyen tursusuyu gün: 1/10/2007 saat: 14:13
Bağlantı

2007-09-20 12:51:32 - Vay tatlı kız*

Yazan: isimsiz
Kadınlar böyledir hep... Adamı girdiği yoldan çıkarır. Sonra da adam öylece bakakalır arkasından kadının.

*********************************************************************
kusura bakma * editlemek zorunda kaldım..

Düzenleyen tursusuyu gün: 20/9/2007 saat: 14:32
Bağlantı

2007-09-19 02:08:00 - Göğe Bakma Durağı

Yazan: dilsizmutercim
Geçenlerde The Pianist filmini izliyorum... Ağlıyorum haliyle... İlginç olan bir kavim kendisine çektirilenlerin aynısını başka bir kavme bu denli benzer bir şekilde nasıl yapabiliyor, hayret ediyorum. Sanki filimde izlediklerim yahudiler değil filistinliler. Belkid aha öncesinde de yazmıştım hatırlamıyorum, buara bozuk plağım...

Yazı otobüs durağıyla başlamış ben de Turgut Uyar'ın Göğe Bakma Durağı şiirni okuyordum öncesinde, buara kelimelerim yer çekimini kaybetti, satırlarda yan yana çok zor diziyorum bunu başka başaranlarla idare ediyorum şimdilik bakalım nereye kadar...

turgut uyar şiiri;
Göğe Bakma Durağı

ikimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından
durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
şu aranıp duran korkak ellerimi tut
bu evleri atla bu evleri de bunları da
göğe bakalım

falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
inecek var deriz otobüs durur ineriz
bu karanlık böyle iyi afferin tanrıya
herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
beni bırak göğe bakalım

senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
seni aldım bu sunturlu yere getirdim
sayısız penceren vardı bir bir kapattım
bana dönesin diye bir bir kapattım
şimdi otobüs gelir biner gideriz
dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
bir ellerin, bir ellerim yeter belleyelim yetsin
seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
durma kendini hatırlat
durma göğe bakalım

*************************************************************
pianist namı diğer patates avcısı.. Şiir büyük zahmet benim için, hele de Turgut Uyar gibi birinin şiiri olursa daha büyük korku :)) artık okuyacağız mecburen, hakkını asla veremeyeceğimi garanti ederim şimdiden, sabırlar diliyorum size de..

Düzenleyen tursusuyu gün: 19/9/2007 saat: 12:10
Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Taş zemine atılmış kilimin üstünde uyumakta olan fakir, yarı-bilgenin ayağına takılır. Fakirin rüya alemindeki bütün camdan labirentleri tuz buz olur. Yarı-bilgenin de uyuşuk beynindeki bütün çıkmaz yollar silinir. Birbirlerine muhtaçtırlar artık. Kendileri için yaratıldığını düşündükleri suni evrende yürümeyi sürdürürler. Nereye kadar? Saçmalık uzar gider, tahammül edilemeyecek bir noktada yerini huzura bırakır.

Kategoriler

Arkadaşlarım

Blogcu Yardım
yoket8
dilsizmutercim
bilogger
jeshem
micheck